<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?>
<rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>emanetçiler</title>
	<atom:link href="http://www.emanetciler.org/?feed=rss2" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>http://www.emanetciler.org</link>
	<description>doğayı gelecek kuşaklardan ödünç aldık</description>
	<lastBuildDate>Mon, 05 Dec 2011 08:22:30 +0000</lastBuildDate>
	<language>en</language>
	<sy:updatePeriod>hourly</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>1</sy:updateFrequency>
	<generator>http://wordpress.org/?v=3.3.1</generator>
		<item>
		<title>Köylü Tohumculuğu ve Köylü Hakları için Auzeville Beyannamesi, Şubat 2003</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=207</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=207#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:22:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=207</guid>
		<description><![CDATA[&#160; Bizler, Auzeville, Fransa’da, 27 ve 28 Şubat 2003 tarihlerinde Birinci “Köylü Tohumluğu üzerine Buluşmalar” için toplanmış olan ve çoğunluğu&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>&nbsp;</p>
<p>Bizler, Auzeville, Fransa’da, 27 ve 28 Şubat 2003 tarihlerinde Birinci “Köylü Tohumluğu üzerine Buluşmalar” için toplanmış olan ve çoğunluğu Fransa ve diğer 10 ülkenin köylü hareketi ve sendikaları, biyolojik ve biyodinamik ziraat dernekleri, Hükümet dışı örgütlerinin temsilcisi olan sayısı 350’nin üzerinde insan, beyan ediyoruz ki:</p>
<p>Tohum, doğadan çıkmış canlı bir üründür; tarım varolalı hep köylülerin tarlalarında kullanmış, çoğaltmış ve yeniden üretmiş; onu yeniden ekebilmek, köylülerin tanınması ve saygı gösterilmesi gereken yadsınamaz bir hakkıdır.</p>
<p>Köylünün tohum üzerindeki bilgi yeterliliği, çeşitliliğin ve özerkliğin kaynağını oluşturur. Bu, köylülerin seçtiği her bitki kuşağıyla birlikte, yerel toprağa ve pedo-iklimsel şartlara adaptasyonu sağlar. Köylü tohumluğu ne homojen ve ne de durulmuş olup, yaşamin kendisiyle birlikte evrimleşir. Dinamiği, onun çeşitliliğe dayalı bir gıda üretim sisteminin ihtiyaçlarına çok daha iyi cevap vermesini sağlar ve çeşitli ve farklı tüketicilerin aradığı ürün kalitesini güvence altına alır.</p>
<p>Ayrıca, köylünün tarlasında geçmişin veya bugünün çeşitleri, unutulmuş veya sahipsiz kalmış çeşitleri üzerinden ürettiği tohumlar, belli bir bölgenin genetik ve zirai ortak mirasını yerinde canlı tutmayı da mümkün kılar. Bu çeşitlerin pekçoğunun dünya pazarı ölçeğinde hiçbir değeri yoktur. Sadece yerel ölçekte elden ele paylaşılabilir ve farklı yerel tarlalarda genetik ortak mirasının çeşitliliğini yenilemek açısından genetik bir kaynak oluşturabilirler. Köylü tohumlarının değiş tokuşu türlerin evrimiyle, çiftliklerin ve kültürlerin özgün şartlarına adaptasyon kapasitesini ayakta tutmak açısından bir zorunluluktur.</p>
<p>Ne zaman ki endüstriyel tarım köylülerin çeşitliliğini ve sayısını azaltmış ve köy çeşitlerinin yerine homojen ve durulmuş çeşitleri koymuş, işte o noktada köylü tohumculuğu da tehdit altına girmiştir.  Endüstriyel/konvansyonel tarım, beslenmeyi, yaşamı ve peyzajları bile, benimsemediğimiz ölçütlere, normlara, mevzuata göre şekillendiriyor. Tohumunun üreme kapasitesi yoksun hibrit türleri,- ve yakın gelecekte GDO çeşitlerini empoze ediyor, ve reddettiğimiz tohuma yönelik özel fikri mülkiyet haklarını.</p>
<p>Bugün, neyi ektiği ve nereye ektiğinin, kendi yerelliğinin beslenme ve kültür ihtiyaçlaryla ilişkisi noktasında özen duyan köylü,bu ihtiyaçlara göre çeşitlerin geliştirilmesini köylü tohumları sayesinde sağlıyor ki bu, ayrıca, kaçınılmaz şeklide geleceğin de güvencesidir. Köylü tohumu, her türlü toprağa adapte olabilen türlerin çeşitliliğini sağlıdığı gibi, söz konusu adaptasyon da, bol miktarda kimyasal ilaç, gübre ve sulamaya başvurulması gerektirmez. Üretim maliyetlerinin kontrol altında tutulmasına destek oluyor, çiftliğin özerkliğini güçlendiriyor ve köylü emeğinin kıymetini artırıyor. Kısacası, düşük maliyetle yüksek kaliteli bir gıda üretiminin en güvenli yolu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Organik” tohumları kullanması gereken çiftçiler açısından, köylü tohumları, endüstriyel tarımın yol açtığı üzere, organik üretimin aşırı azalmış bir çeşit sayısına mahkûm olmasından kaçınmanın bir çözümüdür. Islahçıların faaliyetleri ne olursa olsun, köylüler, tohumlarının üretimi ve değiş-tokuşu tümüyle özgür kalmalıdırlar. Bu hak, gıda bağımsızlığı ve dolayısıyla halkların özerkliğinin birinci şartıdır ve köylülerle gezegenin tüm sakinleri bu hakka saygı gösterilmesi için beraberce çalışmalıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=207</wfw:commentRss>
		<slash:comments>1</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Köylü Tohumu Nedir ?</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=205</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=205#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:21:34 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=205</guid>
		<description><![CDATA[Aşağıda, Avrupa’daki Çiftçi Tohumu Ağı ile BEDE (Dokümantasyon ve Deneyimlerin Paylaşımları Kütüphanesi, Fransa)’in çiftçilerin yoğun katkılarıyla gerçekleştirdikleri, çiftçi tohumu üzerinde&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Aşağıda, Avrupa’daki Çiftçi Tohumu Ağı ile BEDE (Dokümantasyon ve Deneyimlerin Paylaşımları Kütüphanesi, Fransa)’in çiftçilerin yoğun katkılarıyla gerçekleştirdikleri, çiftçi tohumu üzerinde 7 bölümlü pedagoji amaçlı bir çalışmanın birinci fişin çevirisi(E.D.)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeviri: Hakan Arslan</p>
<p>Editörlük: E.D.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>BEDE/Réseau Sémences Paysannes</p>
<p>Eylül 2004 Fiche no: 1</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Sınai tekeller ve kılı kırk yaran düzenlemeler, köylülerin, tarımsal meslek yürütmelerindeki seçme hakkı söz konusu olduğunda, ellerini kollarını tümüyle bağlıyor. Avrupa’da, her hafta yüzlerce küçük çiftlik yitip giderken, çiftçiler üzerindeki olağanüstü iktisadi ve hukuki basınçlar, patentli GDOlu (genetiği dönüştürülmüş organizma/lar) türlerinin genelleştirilmiş kullanımını dayatıyor. Ne var ki, böyle bir endüstriyel tarım projenin varacağı yer, topyekûn bir ekolojik ve sosyal açmazdan ibarettir. Çiftliklerin köy çeşitliliğini yeniden canlandırma hevesini taşıyan bir direniş, şimdi pek çok yerde örgütleniyor. Burada birinci safha, köylünün, tohum üzerindeki bilgi egemenliğini yeniden kazanması olmalıdır. Yani: farklı, özgün, yetiştirildiği bölgeye uyumlu ve etrafındaki unutulmuş olduğu sanılan bilgileriyle birlikte paylaşılan bir köylü tohumculuğu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Durum Tespiti</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tohum tanesi, muazzam bir büyüme potansiyeline sahiptir. Topu topu birkaç miligram ağırlığinda bir tane, onlarca metre boyunda, tonlarca ağırlığında ve izleyen yüzyıllar içerisinde başka milyonlarca tohumu üretebilen bir ağaca dönüşebilmekte! Tohum, türün çoğaltılmasının, etrafa saçılıp yayılması ve türün korunmasının en gelişmiş ve yetkin biçimini teşkil ettiği gibi, başka pekçok işleve daha sahiptir. Uzun seneler müddetince, rölanti bir hayatı idame ettirip, en sert şartlara dahi direnç gösterebilir. Öyle ki, bitkiler yok olmuş olsa dahi, aynı bitkilerin toprağın içerisindeki tohumları, şartlar bir defa filizlenmeye elverişli hale geldiğinde, başlangıçtaki bitkisel varlığı olduğu gibi yeniden yaratabilir: farklı bir ifadeyle, toprağın “tohum bankası”, türün genetik çeşitliliğinin deposunu (bitkisel nüfusun genetik hafızası) teşkil eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tohumlar ayrıca, hayvanlar ve insanların beslenme temelini oluşturan şeker, un ve yağ rezervlerini de ihtiva ederler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şurası açık olmalı ki, tohumdan söz ettiğimizde, sadece tohumdan değil, aynı zamanda bitkiyi yeniden üretme kapasitesine sahip her türlü bitkisel organ veya parçadan söz etmekteyiz: meyve, soğan, yumru, dal parçası (kalem), vs.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1.  KÖYLÜ, BAŞLANGIÇTAN BUGÜNE, BİTKİ ÇEŞİTLİLİĞİ İDARESİNİN ODAĞINDA YER ALMIŞTIR</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarımın orijinal izlerinin gezegen üzerinde kendini henüz göstermemiş olduğu bir vakitte, Neolitik çağda, tohum ve yumru ve bitkiler, toplayıcı-avcılarca çoktan kullanılmaya başlanmıştı. Yavaş yavaş, dünyanın çeşitli yörelerinde, kimi türlere yönelik evcilleştirme çabaları de belirginleşecekti. Ekilmiş/yetiştirilmiş formlara özgü ilk özellikler, bazı tahıllarda gözlemlenmiştir: seyrek ve daha dolgun başaklar, ve başaklara sıkıca bağlı olup, eş anlı olgunlaşan tohumlar. Önce proto-çiftçiler, akabindeyse ilk köylüler tarafından, yabani türdeki doğal bitki nüfusları arasında bir seleksiyon süreci başlatılır. Buradan ortaya çıkan yetiştirilmiş bitkiler, çevredeki yabani türlerin yakın akrabaları olup, polenlerini onlarla doğal yoldan değiş tokuş ederler. Köylülerin yürüttüğü seleksiyon çevrimleri çerçevesinde ve yetiştirilmiş tohumların bittiği bölgelerinden ırağa taşınmasıyla beraber, yabani formlarla yetiştirilmiş formlar arasındaki gen geçişleri azalmış ve farklılaşmış türlerin ortaya çıkışı kolaylaşmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Evcilleştirme fenomeni tarihi bakımdan nihayetine ermiş bir hadise değildir. Bu süreçler, endüstriyel tarım alanları haricinde, onbin senedir ki süregidiyor. Muazzam bir biyoçeşitliliğe sahip olan yabani bitkilerle yetiştirilmiş bitkiler arasındaki ilişkinin odağında ise, tohumlarını, dejenerasyon ile aşırı saflık arasındaki dengeyi sağlamak üzere ayıklayan ve seçen köylü toplulukların üretim bilgisi yer alır. Yabani türlerin evcilleştirmesi evresindeki seleksiyon şartlarıyla, ardından onu izlemiş olan modern seleksiyon, yetiştirilmiş tohum tipiyle, onun uykuda kalış (dormancy) gibi özellikleri üzerinde köklü tesirlerde bulunmuşlardır. Kaynak tahsisi sebepleriyle, hiçbir bitki büyük hacimlerle ürün vererek hastalıklara veya zararlara karşı etkili birşekilde korunamaz. Bu da, Batı tarım bilginin şu son yüzyıllık faaliyetlerinin temelini teşkil eden bitkilerin ıslah dogmasının sorgulanmayı dürütüyor: yüksek randımanlı türlerde sağlanmış olan verimlilik artışı, söz konusu türlerin hastalıklara karşı artan hassasiyeti pahasına sağlanmış olup, bu da, kütlesel ölçekli tarımsal ilaç kullanımını mecburî hale getirmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.       KÖYLÜ TOHUMLUĞUNDAN BÜYÜK ÇİFTLİK TOHUMLUĞUNA, ÜRETİM BİLGİSİ KAYIPLARI</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köylüler, geride kalan 50 yıl müddetince, kendisini tüm dünyada yegâne tarımsal model olarak dayatmayı amaçlayan, verimlilik eksenli bir sanayileşmenin acı darbeleri altında ziyadesiyle hırpalanmışlardır. Kimyasal gübre girdileriyile daha iyi cevap veren yüksek randımanlı çeşitteki tohumlar, sınai bir ziraatin sahneyi alabildiği her yerde, köylü tohumlarını ikame etmiştir (bkz. 2 nolu fiş). Yeni çeşitlerin şimdi kimyasal gübre gerektirmesi neticesinde, köylüler sürü hayvancılığını boşlamışlardır. Bir kuşak sonrasındaysa, çiftliklerini yitirmeye başlamışlardır: Bugün Avrupa’da, her üç dakikada bir, bir çiftlik ortadan kalkmakta. Kendilerine özgü çeşitlerini terk etmeleriyle beraber köylüler, içlerinden kimileri köylü tohumluğu yetiştirmeyi hâlâ sürdürüyor olsa dahi, tohumla ilgili üretim bilgilerini süratle kaybetme noktasına gelmişlerdir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>¦   Köylü tohumculuğu, kendi öz üretimini yeniden ekmekle,  çiftlikte “çoğaltma” mantığına dayanır. Eğer kullandığı tohum sertifikalı ve endüstriyel mamulse, ya gelişimi sabitlenmiştir ve yahut hibrittir. Aşırı saflığı, köylü eliyle seleksiyon artık söz konusu olamadığına göre, rastsal karışımlar yüzden hızlı yozlaşmasına yol açacağından, düzenli ve sürekli sertifikalı tohum satın alımını da mecburi kılar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>¦   Mevcut türlerde çeşitliliği koruyan ve evrimi sağlayan, çiftçilerin ziraat bilimsel, teknik ve/veya ticari ihtiyaçlarına dayalı yeni türlerin ve yahut belli bir toprağın pedo-klimatik şartlarıyla köylülerin kendi kültürel tarzlarına uyum sağlamış olan yeni çeşitlerin yaratılmasına imkân veren köylü tohumculuğu, esasen çiftlikte “seleksiyon” mantığına dayanır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bugün köylü tohumculuğunun varlığı, köşede kenarda az sayıda elde kalmış şekilde sürüyor: doğrudan doğruya geçmişteki çeşitlerin muhafazası amacıyla veya köy ve bölgesel çeşitlerin yetiştiricileri, amatör bahçeci ve biyolojik ve biyodinamik ziraat tohum yetiştiricisi olan küçük teşebbüsler, “fırıncı köylüler” tarafından… Bu, kendisini yeniden keşfetme yolunda yürüyen koskoca bir üretim bilgisi kaynağıdır (bkz. 7 nolu fiş).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3.       AUZEVILLE: KÖYLÜ TOHUMCULUĞU AĞININ DOĞUŞU</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>GDOlu bitki yetiştiriciliği, geçmiş on yıl içerisinde, patent yoluyla tüm tohumlar üzerine bir tekelin yerleştirilmesine yönelik somut bir proje olarak ortaya çıkmıştır. Bu, 1960’lı yıllardan bu yana, F1 hibritleri ve çiftçinin ürününü yeniden ekme hakkını sınırlandıran düzenleyici mevzuat vasıtasıyla, tohum işletmelerinin köylü tohumculuğu üzerindeki kontrol araçlarını uzun uzadıya tesis etmeye çalışan bir stratejidir (bkz. 3 ve 4 nolu fişler). GDOlu bitkilerin uğradığı laboratuar manipülasyonlarına ilişkin yepyeni riskler, bitkinin kalıtımsal özünün patentlendirilmesi, ve GDOlu tohumları satan—tümü kimya sanayii kökenli olan—tekelleşmiş çok uluslu şirketlerin gücü ve kuvveti, çiftçileri ve sivil toplumu GDO tarımına karşı kollektif karşı çıkışa yöneltiyor (bkz. 6 nolu fiş). Kampanyalar, eylemler, ekilmiş tarlaları sökme girişimleri çoğalıyor ve gerçek bir direnişe işaret etmekte. Zira, daha farklı yollar da araştırılmakta olup, köylü tohumculuğunun kalkındırılması fikri etrafında alternatif yaklaşımlar inşa edilmektedir. Nitekim, geçenlerde Kokopelli derneğine dönüşmüş olan “Tohum Dünyası” gibi inisiyatifler, on yılı aşkın süredir “gıda bağımsızlığı” meselesinin kalbine tohumu yerleştirmeye çalışmaktadır.</p>
<p>Fransa’da, “Köylü tohumculuğu: Çiftliklerde biyoçeşitliliği yetiştirelim” temalı ilk eylem, 2003 senesi Şubat ayında, Auzeville’de gerçekleştirildi. Bu buluşmadan, köylü ve biyolojik/biyodinamik tohumculuğun kalkındırılmasını amaçlamakta olup, çiftliklerde tohum ve bitki biyoçeşitliliğini teşvik eden, köylüye özgü üretim bilgilerini birbirine aktarma ve yeniden kendisine maletme ereğindeki oluşumların önünü açan, tohum ve bitki üretimine yönelik köylü pratiklerinin teknik, bilimsel ve hukuki açıdan tanınmasına çabalayan bir üreticiler ağı doğmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4.       KÖYLÜ VE KÜRESELLEŞME ARASINDA TOHUM GERİLİMDE</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köylü tohumculuğu, pazarların küreselleşmesi sürecinin dışında kalamıyor. Biyoçeşitliliği içeren, geleneksel üretim bilgileri ve köylü yenilikçiliğini yansıtan maddi bir serveti teşkil eden köylü tohumculuğu, biyoteknoloji açısından da bir kaynaktır. Bu materyele erişimi, paylaşımı ve kullanımı kontrol etmeyi amaçlayan iktisadi çıkarların boyutları, köylü dünyasını ziyadesiyle aşmaktadır. Köylü tohumculuğu artık cezasız kalamazdı! Girişimler arası rekabeti ve egemenliğin tanınmasını düzenleyen uluslararası anlaşmalar, çiftçilerin, bitkisel türler ve ilgili malûmat üzerindeki fikri mülkiyet hakları karşısındaki özgürlüğünü yok etmektedir (bkz. 5 nolu fiş).</p>
<p>Öyleyse, Köylü Tohumculuğu Nedir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Tohumculuk, köylüye özgü bir bilgidir”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Kendi tohumu üretmek, köylü mesleğine anlam ve yön kazandırır”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Köylü tohumculuğu sağladığı özerklik sayesinde GDO’dan korunmayı mümkün kılar”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Herkes kendi tohumunu yapabilir! Özerk köylünün ilk adımı budur”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Çiftçinin kendi tohumunu üretebilmesi gerektiği aşikârdır; bu hep böyle olmuştur ve böyle kalmalıdır. Ayrıca, böyle bir sorunun herşeyden önce hiç ortaya çıkmamış olması gerekirdi. Böyle bir sorunun ortada olmasının müsebbibi tohum üreticisi şirketlerdir”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Öyle düşünüyorum ki, yeniden ekimini yaptığım türler, yaşadığım toprak parçasının iklimine ve kendi kültür tarzıma uyum sağlamış ürünlerdir”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Köylü tohumlarının çok büyük bir adaptasyon kapasitesi vardır ve iklime daha dayanıklıdırlar. Güç şartlarda (dağlarda, girdisiz…) yetişirler ve hastalıkları karşı dirençleri yüksektir.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köylü Sözleri</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha teknikçe…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel köylüler kendi yetiştirdikleri türler ile akraba yabani bitkiler arasındaki gen geçişlerini nasıl yönlendiriyorlar?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tahılın doğduğu bölgelerde yürütülen her türlü tarımda, köylü, yabani formlarla bunlardan türettiği çeşitlerin, kendi tarlalarının bir arada varolması haliyle karşı karşıyadır. Tarla bitkileri, etraftaki akraba yabani bitkilerce üretilmiş olan polenlerin bir kısmını alırlar. Ortaya çıkan tohum, yetiştirilen bitkinin kendi poleniyle döllenmesi neticesinde elde edilen tohumdan ayırt edilemez. Belli bir tahıldan çıkan tohumlar ekildiğinde bunların pekçoğu yetiştirilmiş bitkilere dönüşürken, bir kısmı da, başta (bitkisel evrede) bizzat tahılın kendisine çok benzeyen, fakat ardından başaklanma ertesi ve bilhassa olgunlaşma evresinde rahatça ayırt edilebilen hibritler oluşturur (özellikle, hibrit tohumları toprağa çok erken düşerken, ekilmiş tür tohumlarının hasat zamanına değin, başak üzerinde sıkıca sabitlenmiş kalıyor). Öte yandan, tarla bitkilerine karışıp çiçeklenen hibrit bitkilerse, bu defa kendi polenlerini yetiştirilmiş komşularına gönderecekler ve bunların melezleşmeden çıkmış olmasına rağmen güzel görünümlü olan tohumları da, kimi bazen çok güzel bir kültür özelliği gösterebilen, kimiyse daha ziyade meleze benzeyen bitkiler doğuracaklardır. Tohum taneleri toprağa ürün devşirme vaktinden önce düştüğüne göre, bu melez bitkilerin hiçbir değeri olmayıp, toprağın su kaynaklarının tükenmesine yol açmış, yetiştirilmiş bitkilere faydası olabilecek besleyici elemanları sömürmüş, komşu bitkilere gölge yapmış olacaklardır, vs… Hibritlerden veya akrabalardan çıkan ve toprağa düşmüş olan tohumlar izleyen nadasta filizlenir ve nadastan nadasa yavaş yavaş elimine olurlar. Eğer köylü arada nadasa durmuyorsa, yetiştirilmemiş bitki nüfusu artar ve tarla yozlaşır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dünyada görüşme yaptığımız tüm köylüler bu melezleri, tam da yetiştirilen çeşidin beklendiği yerde filizlenen bu belli kötü otları tanıyorlardı (deste halinde ekilince özellikle rastlanır). Yetiştirilen bitkiyle akrabalığın hepsi farkındaydılar, hepsi mucizevî—tanrısal veya şeytani—bir tecellinin söz konusu olduğunu farz ediyordular. Çeşitli Afrikalı köylüler, bana, Tanrı’nın darısı veya Şeytan’ın darısından dem vurdular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>… Afrikalı darı yetiştiricilerinin, bazı durumlarda, bitkisel evrede, delice bitkisini, bir parça sivri bir yaprak yapısı (keskin kılıç biçimli), bir şekilde tüylü olması, erken gelişmiş bir sürgün, vb. sayesinde ayırt edebildikleri doğrudur. Bu mısır ve (yeniden üreme tarzı buğdayınkine yakın olan) darı için de geçerlidir. Zira her durumda, köylü diğer zararlı otları yok etmek için çapa ve ikinci çapayı yaptığı halde, bu delice bitkisini sökme noktasında çok tereddütkârdır (yukarıda ortaya koyduğumuz üzere). Sebep olarak ise farklı türden gerekçeler öne sürer:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-        dini (eğer bu Şeytan veya Tanrı’ya ait bir darıysa riske girmemeli);</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-        beslenme (kıtlık varsa, olgunlaşmadan ve dolayısıyla toprağa düşmeden önce birkaç tohumun kurtarılması sağlanabilir; bunların genellikle yüksek besleyici değere sahip olduğu düşünülür);</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-        biyolojik (bu delice otunun ya dolaylı şekilde—darının erkeği denir—ya da sihirli şekilde—mısırın anası denir—tarlanın doğurganlığını arttıracağı inancı);</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>-        işin idaresi (geç müdahale edildiği için destelerin tahrib olması, tarladaki bitkilerin ezilmesi, rantabl olmayan bir iş artışı, vs.).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yüzümüzü Filistin buğday tarlalarına çevirdiğimizde, yabani forma Triticum diccoides, yetiştirilmiş forma ise Triticum dicoccum dendiğini görürüz. Her ikisi de bugün de hâlâ gayet bolca bulunur. Tarladaki doğal melezler bu bitkilerin üreme tarzından ötürü genellikle daha seyrek olmakla beraber, kimi senelerde, iklim şartları (aşırı ilkbahar soğuğu, uzun kuraklık veya zamansız yağmur, vs.) yetiştirilmiş formun erkek kısmını kısır bırakabilir ve dolayısıyla tohumlanmasının büyük bir bölümü yabani türlerin polenleriyle sağlanmış olur. Ayrıca, köylünün, en güzel başakları seçme gayreti içerisinde, bilinç dışı bir şekilde, istikrar kazanmış çeşit yerine melezlerin soyundan gelenlerin bazılarını seçiyor olabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yetiştirilmiş çeşitlerin yozlaşmayla aşırı saflık arasındaki hassas dengesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel çeşitler iki riski üzerlerine çekerler:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biri, daha önce bahsedildiği üzere, “yozlaşma”, yani yabani duruma yakın formlara geri dönüş, ekimeuygun olmayan işgâlci bitkiler yaratmak suretiyle delice bitkisi durumunun istikrar kazanması. Diğer risk ise aşırı saflık, yani genetik açıdan tek tip, çeşitlilikten yoksun olma durumudur. Böylesi fazlaca türdeş çeşitler, paraziter hastalıklar ve fiziki kazaları (iklim, toprağın heterojenliği, vs.) gibi çevresel olumsuzluklar karşısında aşırı derecede kırılgandırlar. Genetik çeşitliliğin yaşatılmadığı yerde bu tip tarımda bir çeşit kısa sürede ölüme mahkûm edilmiş olur. Bir saldırının onu çabucak mahvetmesi kaçınılmazdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dolayısıyla, bu tehlikeli tek tiplilikten kaçınılması elzemdir. Erna Bennett’in [1960lardan başlayarak Benett, bitkisel genetik kayıplara dikkat çeken ilk araştırmalardan biri, http://www.geneconserve.pro.br/bio_erna.htm, ed.] çekmiş olduğu Afgan buğdaylarının fotoğrafları geleneksel bir buğday tarlasının ne denli heterojen olduğunu gösterir. Yukarıda söylemiş olduğumuz üzere, bu heterojenliğin, tohumluğu çok farklı özellikteki başakları kullanmak suretiyle bilinçli şekilde kurgulanması da söz konusu olabilir. Halen bu yaklaşım, çok farklı yerde görünmektedir: Madagaskarlı bazı çeltikçilerin, Çin’in Şandong eyaletindeki yeni çeşitlerin yaratıcısı uzman köylülerin, yine Çinli Setarya darısı yetiştiricilerinin (“Darı, alaca renkli olmalıdır”), şişman ve kısa başaklardan çıkan tohumlarla ince ve uzunlardan çıkanları birbirine karıştıran Meksikalı ve Guatemalalı mısır ekicilerinin (Wilkes’in aktarımı), darı üreticilerinin (tohum tanelerinde “kuşları kandırmak” için belli bir renk çeşitliliğini bilinçli olarak korumak suretiyle). Oysa ki, çok kuvvetli heterojenliğin sağlanması pek güç olup, her bir ekim döngüsünde heterojenlik biraz daha azalır (örnek seçimler yoluyla seleksyondan kaynaklanan kayıplar).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Büyük tohum miktarlarını tutturmanın ve çok fazla sayıda başağın değerlendirilmesi gerektiği buğday örneğinde, tohumluk payın dövülmüş tohum yığınından ayırıp alıkonması çok daha kolay bir iştir. Fakat, böyle olunca çeşitliliğin nasıl garanti altına alınacağı bir sorun olarak ortaya çıkar. İşte bu noktada sorunu çözen, delice otu tarafından gerçekleştirilen tozlaşmalardır: Onun sayesinde, dolaylı şekilde yetiştirilen türün yabani akrabalarının faydalı genetik çeşitliliğiyle düzenli şekilde zenginleşiyor. Köylünün becerisi ve sanatı, tam da yozlaşma ve aşırı saflık arasındaki bu kırılgan dengeyi korumayı başarmakta gösterir. Eğer delice otu fazla çoğalırsa, tür yozlaşma yüzünden yok olur ve fakat eğer yeterli genetik katkıyı sağlamamışsa da, bu defa tür aşırı kırılganlaşır ve ortadan kalkar. Bu tür durumlarla, modern Fransız tarımbiliminin çiçeği burnunda yeni mezun teknisyenlerinin çiftçilere darı tarlalarının “arıtılmasını” empoze ettikleri Senegal ve öteki Sahara ülkelerinde karşılaşıldığı bilinmekte. Bu modernize edilmiş çeşitler, Sahara’nın kuruluğuna dayanamamıştır. Aynı gözlemler Afgan buğdayı üzerinde de yapılmıştır: Sadece “korkunç” ölçüde heterojen olan geleneksel çeşitler gerekli olan dayanıklılığa sahip olabilmiştir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Jean Pernes 1992, “Matthieu ve Thomas Öğretilerine göre iyi tohum/ delice otu meseli üzerine bir tartışma”, s. 152-166</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=205</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Monsanto genetik kaçışların tüm sorumluluğunu kabul etti</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=203</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=203#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:20:01 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=203</guid>
		<description><![CDATA[Global Research, 3 Temmuz 2008 &#160; Çeviren: Mine Tafolar &#160; &#160; 19 Mart 2008 tarihinde, Perry Schmeiser ile Monsanto arasındaki&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Global Research, 3 Temmuz 2008</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeviren: Mine Tafolar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>19 Mart 2008 tarihinde, Perry Schmeiser ile Monsanto arasındaki mahkeme dışı uzlaşmada, Monsanto Schmeiser’ın kanola tarlalarındaki genetik kirlilikten sorumlu olduğunu kabul etti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha önceki bir duruşmada, Kanada Temyiz Mahkemesi, Monsanto’nun Transgene’inin patent koruma hakkının yasallığını tanımış; ancak patentin canlılar ve canlı biçimleriyle ilgili yasallığı sorusunu yeniden değerlendirmek üzere Kanada Parlamentosu’na devretmişti. Daha önceki yasal normlara paralel olarak, belli bir gen üzerindeki patent sahibi aynı zamanda patente bağlı hasadının/ürünün de sahibi sayılmakta. Ancak bu mesele askı sürecinde ve Kanada Parlamentosu tarafından yeniden değerlendirilmek durumunda.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Schmeiser Monsanto’nun genetik yapısı değiştirilmiş tohumlarını ve çok-kapsamlı herbisit Roundup Ready’yi asla kullanmadığını, aynı zamanda oluşan genetik kirlilikten hiçbir çıkarı olmadığını kanıtlayabildiği için, Monsanto’nun tazminat taleplerinden aklanmıştı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2005 yılında, Schmeiser Monsanto’nun genetik yapısı değiştirilmiş kanola bitkilerini tarlasında tekrar tespit etti. Monsanto’yu konu hakkında bilgilendirdi ve firmadan bu bitkileri tarlasından kaldırmasını talep etti. Monsanto bitkilerin genetik yapısı değiştirilmiş Roundup-Ready bitkiler olduğunu ve dolayısıyla kendi ürünleri olduğunu kabul etti. Bir bitkinin sahibinin aynı zamanda o bitkinin neden olduğu kirlilik hasarlarından sorumlu olduğuna dair hüküm çerçevesinde, Schmeiser bitkilerin tarlasından profesyonel bir şekilde kaldırılmasını sağladı ve fatura masraflarını tanzim edilmek üzere Monsanto’ya gönderdi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha önceki mahkeme dışı uzlaşma çabalarında, Monsanto 660 dolar tutan bedeli ödemeyi kabul etmemiş ve bu olay sonrasında Schmeiser firmaya dava açmıştı. Monsanto Schmeiser’ın bu konu hakkında hiçbir biçimde konuşmaması ve ileride Monsanto’ya ürünlerinin genetik kirlililiğine sebebiyet vermesi suçlamasıyla dava açmaması koşuluyla, hasar tutarını ödemeyi kabul etmişti. Schmeiser, tamamiyla gayri ahlaki olan bu talepleri reddetti. Yargıç Monsanto’nun neden 660 dolar gibi çok küçük bir miktarı ödemediğini sorduğunda, Monsanto’nun avukatı Richard W. Danyliuk talebin 660 dolar gibi bir para meselesinden çok ötesinde olduğunu belirtti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>19 Mart 2008 tarihli duruşmadan bir saat önce, Monsanto Perry Schmeiser’ın bütün taleplerinin yanı sıra Schmeiser’ın tarlalarındaki genetik kirlenmenin sorumluluğunu da kabul etti. Dolayısıyla Monsanto sadece hasarı ödemekle kalmıyor aynı zamanda Schmeiser’ın bu konunun arka planıyla ilgili toplumu bielgilendirmek amacıyla yapacağı bütün açıklamaları ve yorumları da kabul etmiş oluyor. Patentli Transgene’in sahibi olan Monsanto’nun çevre tarlaların genetik kirliliğindeki sorumluluğunu kabul etmesi dünyadaki bütün çiftçilerin Monsanto’ya tazminat talebinde bulunmaları imkanını sağlıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Daha fazla bilgi için: www.percy.schmeiser-on-tour.org, www.percyschmeiser.com</p>
<p>Röportajlar: Percy Schmeiser, Canada: +1 306 369 25 20</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=203</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Samandağ Hatay “Evvel Temmuz” Festivali’ndeydik!</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=199</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=199#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:17:50 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=199</guid>
		<description><![CDATA[Samandağ Kalkındırma Derneği her yıl çok zengin ve uzun soluklu bir program hazırlıyor. Yok yok: müzik türleri, şiir, çocuk tiyatrosu,&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Samandağ Kalkındırma Derneği her yıl çok zengin ve uzun soluklu bir program hazırlıyor. Yok yok: müzik türleri, şiir, çocuk tiyatrosu, satranç, skeç, gençlik etkinlikleri, çeşitli konuda panel, sohbet… Emanetçiler Derneği bir tarım paneli, küçük seracılar için bir kooperatif girişiminin sözcülüğünü yapan Ata Durgun ile paylaştık. Bizim gibi çiçeği burnunda “tarımsal bioçeşitlilik ve hukuk” konuşacak bir dernek için bulunmaz bir şans; Ata Bey bizi bir salon dolu çiftçi arkadaşa tanıştırdı ve 2 saat konuşturdu! Çiftçilerle tarımın değişen yüzünü, eski tohumlarımızın halini konuştuk..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hatay’a ayak bastığında anında büyülenir insan. Grimsiden koyuya her ton yeşilden giden engebeli joğrafiyle, dar geçitler, cep gibi dolu taşan bahçeler, burç burç kayalıklar ve tenha dağ yamaçlarıyla çok özel bir alem. İnsanında da farklı bir ışıldama var. Başına vuran kızgın güneşe rağmen serin serin karşılar, çok gülümser. Misafire gösterilen samimilik farklı bir şekilde işler insanda. Küçük Samandağ şehrinden geçerken görünen “Kadınlar okuma grubu” gibi duyurular, ilginç ve rahat bir toplumsal hayattan ipuçlar verir. Festival’de sadece bir gün kalabildik ve Hatay’ın zenginliklerinden minacık bir kısmını görebildiğimizi hissettik.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Samandağ Evvel Temmuz Festivali bu toprakların kültürel hayatından bir ziyafet, ne kadar tavsiye etsek azdır. Hele ılık ılık akşamların denizden gelen tertemiz esintiler, şehir hayatından kafası kalabalıklaşmış, beyni ve ruhu sıkıştırılmış insana sanki bir anne eliyle okşuyor uzaktan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şiir sohbetinde hınçahınç, her yaştan seyircisyle buluşan sayın Ahmet Telli’nin; etkinlikler programından bir şiir ile Hatay’a önümüzdeki seneye vedalaşıyoruz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Suya düşen bir karanfilse yüreğin</p>
<p>bırak kendini ırmağın türküsüne gülüm</p>
<p>vursun seni o taştan bu taşa</p>
<p>o çağlayandan bu çağlayana</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ahmet Telli</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(FOTOĞRAF: Samandağ)</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=199</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Kastamonu’nun Siyez Buğday Festivali’ndeydik!</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=197</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=197#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:17:13 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=197</guid>
		<description><![CDATA[Ülkenin tohum dostları, İhsangazi Kaymakamlığı İl Tarım Müdürlüğü’nün düzenlediği senelik Siyez Buğday Şenliği’ne karşı konamadı ve Meyve Mirası grubu, Yer&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ülkenin tohum dostları, İhsangazi Kaymakamlığı İl Tarım Müdürlüğü’nün düzenlediği senelik Siyez Buğday Şenliği’ne karşı konamadı ve Meyve Mirası grubu, Yer Gök Anadolu, Toprakana, Slowfood hareketi ve Emanetçiler Derneği, ülkenin diğer bölgelerden ve Kastamonu’nun köylerinden gelen tüm geleneksel çeşitler dostlarıyla birlikte iki konuda anlaştılar: şu Siyez buğdayı ne endamlıdır, upuzun sarışın; pilavı da ne lezzetli ve aromatik! Siyez denilen buğday ilk Anadolu’da kültüre alınmış ve genetik olarak değişmemiş onbinyıldır topraklarımızda ekiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkenin tohum dostları, İhsangazi Kaymakamlığı İl Tarım Müdürlüğü’nün düzenlediği senelik Siyez Buğday Şenliği’ne karşı konamadı ve Meyve Mirası grubu, Yer Gök Anadolu, Toprakana, Slowfood hareketi ve Emanetçiler Derneği, ülkenin diğer bölgelerden ve Kastamonu’nun köylerinden gelen tüm geleneksel çeşitler dostlarıyla birlikte iki konuda anlaştılar: şu Siyez buğdayı ne endamlıdır, upuzun sarışın; pilavı da ne lezzetli ve aromatik!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Siyez denilen buğday ilk Anadolu’da kültüre alınmış ve genetik olarak değişmemiş onbinyıldır topraklarımızda ekiliyor. İl Tarım Müdürlüğü’nün broşürüne göre Hititlerin “Zız” dedikleri bizim de Siyez veya Kaplıca dediğimiz (latinca adı Triticum monococcum), yüksek besinim değerleri ve tadıyla gerçek bir çevherimiz. Sadece Kastamonu ve Kars’ta ekiliyor! (başka yerlerde ekildiğini bilen okur arkadaşlar, lütfen bize yazarak /arayarak bildirin, bölgenizi listeye ekleyelim)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kastamonu dediniz köylüsü çeşit sever; her cinsten 3-5 türü eker. Hanımı da olağanüstü üretken, kültür-yabani derlerki biten neredeyse her şeyden sofrasına evine bir işleme geçirir, dönüştürür, sunar. Fotoğrafta, Siyez Buğday ve Bulgur Festivali organizasyonun motor gücünden biri Mustafa Afacan, eşi ve oğlu etrafında tüm yukarıda sayılan grup-derneklerden arkadaşlar. Seneye İhsangazi Siyez Bulgur pilavı etrafında buluşmak üzere!</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=197</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Organik Fuar&#8217;daydık!</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=195</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=195#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:16:37 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=195</guid>
		<description><![CDATA[17-20 Ocak Dünya Ticaret Merkezi&#8217;nde yer alan Organik Fuar&#8217;ın onlarca katılımcı ve yüzlerce ziyaretçilerle buluştuk, görüş paylaştık, derneğimizden ve ülkedeki&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>17-20 Ocak Dünya Ticaret Merkezi&#8217;nde yer alan Organik Fuar&#8217;ın onlarca katılımcı ve yüzlerce ziyaretçilerle buluştuk, görüş paylaştık, derneğimizden ve ülkedeki tarımsal bioçeşitliliği gerçeğinden bazı manzaraları çizmeye çalıştık..</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=195</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>2007-2008 Balıkesir Köyleri Projesi</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=193</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=193#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:16:15 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=193</guid>
		<description><![CDATA[UNDP yürütücülüğünde olan GEF (Küresel Çevre Fonu )/SGP (Küçük Fon Programı) desteğiyle Mart 2007-Mayıs 2008 arasında ve (Balıkesir) İvrindi-Savaştepe-Balya-Havran bölgelerinin&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>UNDP yürütücülüğünde olan GEF (Küresel Çevre Fonu )/SGP (Küçük Fon Programı) desteğiyle Mart 2007-Mayıs 2008 arasında ve (Balıkesir) İvrindi-Savaştepe-Balya-Havran bölgelerinin 22 köyünün katılımıyla yürüttüğümüz faaliyetlerin açıklaması, ağırlıklı olarak geleneksel ürünler için satış imkanlarını araştırmak ve denemek etrafında dönmüştü. Burada: yerel ve yabancı turistlerin odak noktası olan Balıkesir-Edremit yolu üzerindek yol kenarı standları, Balıkesir ve diğer belediyelerin daimi ve haftalık halk pazarları, ve İstanbul’da belli bir sayıda lokantaları olarak çeşitli satış olanakları için ürün tanıtımı, üretimi ve getirilmesi girişimlerinde bulunduk. Söz konusu deneyimlerden alınan ders bu şekilde özetleneblir: yeni tüketici talepleri ve alışkanlıklarını yaratmaktansa mevcut, süregelen satış yollarını kullanarak kısıtlı miktarlarla ürün arzında bir çeşitlendirme hedeflenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>UNDP yürütücülüğünde olan GEF (Küresel Çevre Fonu )/SGP (Küçük Fon Programı) desteğiyle Mart 2007-Mayıs 2008 arasında ve (Balıkesir) İvrindi-Savaştepe-Balya-Havran bölgelerinin 22 köyünün katılımıyla yürüttüğümüz faaliyetlerin açıklaması</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>UNDP yürütücülüğünde olan GEF (Küresel Çevre Fonu )/SGP (Küçük Fon Programı) desteğiyle Mart 2007-Mayıs 2008 arasında ve (Balıkesir) İvrindi-Savaştepe-Balya-Havran bölgelerinin 22 köyünün katılımıyla yürüttüğümüz faaliyetlerin açıklaması, ağırlıklı olarak geleneksel ürünler için satış imkanlarını araştırmak ve denemek etrafında dönmüştü. Burada: yerel ve yabancı turistlerin odak noktası olan Balıkesir-Edremit yolu üzerindek yol kenarı standları, Balıkesir ve diğer belediyelerin daimi ve haftalık halk pazarları, ve İstanbul’da belli bir sayıda lokantaları olarak çeşitli satış olanakları için ürün tanıtımı, üretimi ve getirilmesi girişimlerinde bulunduk. Söz konusu deneyimlerden alınan ders bu şekilde özetleneblir: yeni tüketici talepleri ve alışkanlıklarını yaratmaktansa mevcut, süregelen satış yollarını kullanarak kısıtlı miktarlarla ürün arzında bir çeşitlendirme hedeflenebilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bunun dışında (Balıkesir) İvrindi-Savaştepe-Balya-Havran bölgelerinde en çok geleneksel çeşitlerin kullanıldığı yerleri araştırıldı, ve bu anlamda 22 köy tespit edildi. Bu köylere ziyaret edilerek geleneksel çeşitlerin ekimleri ve kullanımlarından; ekonomik, sosyal ve kültürel boyutlarıyla fikir edindi. Piyasayla ilişkileri görece zayıf, geçimlik tarımına daha fazla bağlı olan köylerdeki gündelik yaşam ve sorunlar öğrenilmeye çalışıldı, konu konu pratik ve yapılabilir çözümler arandı ve bazı konularda katkımız olabildi (bilgi paylaşımı, eğitim düzenlmesi, tohum talepleri vs.).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Hobist ve şehirli insanına yönelik bir faaliyet olarak Balkon Bahçeleri projesi, webistemizde Nisan ayında açıldı. Burada, kompostun yapılışı, kap, toprak, su, bitki besinimi, perestenin yetiştirilmesi ve dışarıya alınması, bakım ve ürün alımı gibi bahçecilik bilgileri yanında, çeşitli bölgelerden 40 civarında çeşitler listesi yer alıyor. Basit bir katılımcı forumu doldurularak listeden tohum istenilir, çeşitlerimizin tohumları dernek tarafından tedarik edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yukarıdaki faaliyetler yanında aşağıda, projenin son raporundan ve yer yer geliştirilmiş alıntılarla:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1) katıldığımız etkinlikler,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2) devam eden faaliyetlerimiz,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3) 2007-2008 proje çıktıları ve</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4) derneğin yeni yaklaşımlarıyla ilgili fikir vermeye çalışıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1) Katıldığımız toplantılar ve yürütülen ilişkiler (Aralık 2007-Mayıs 2008):</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1.      6-7 Aralık, Clermont-Ferrand, Auvergne (Fransa)’da Semences Paysannes tarafından düzenlenen,  “Köy çeşitleri için seleksiyon prensipleri ve yöntemleri” konulu 2 günlük seminere dernek temsilciliğiyle katıldık;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.      Derneğimiz, 13 Ocak 2008’te MARÇEP’e (Marmara Çevre Platforumu); ve TÜRÇEP’e (Türkiye Çevre Platformu) üye oldu;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3.      17-20 Ocak’ta senelik olarak düzenlenen Organik Fuar’a çalıştığımız köylerden toplanan, birçok çeşitten bakliyat tohum numuneleri içeren bir sergiyle, derneğin 2. başkanının görsel malzeme desteği ve geleneksel tarım ve ev mamülleri danışmanı Münire Aygören ile katıldık. Burada ziyaretçiler, bine yakın broşür aldı ve birçoğu, kendi mekanında ekmesi için geleneksel tohum isteğini iletti;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4.      Türkiye’de oluşmakta olan Tohum Ağı’nın 8 Mart 2008’de düzenlenen STK toplantısına katıldık, burada Tohum Ağı’nın yürütülmesi ve tarımsal biyoçeşitliliğin yaşatılması için stratejiler görüşüldü;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5.      Ülkenin tohum ve tohumculuk mevzuatlarını incelemek ve hukuki sorunları ve çözüm imkanlarını araştırmak amacıyla derneğimizin kolaylaştırıcılığında bu alanlarda gönüllü olarak çalışmaya ilgi gösteren bir avukatlar grubu oluşturuldu;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6.      İki sene önce yoğun ve coğrafi olarak geniş bir geleneksel tohum toplama çalışması gerçekleştirdik ve bu çalışmanın filme alınmasının ardından toplanan tohumları, yerel yönetimin desteğiyle sağlanan bir arazide üretim yapan Erol Arıkan’ın tohum paylaşımıyla, Balkon Bahçesi projemizde kullanıp projemizi zenginleştirdik. (Erol’un blogu, http://www.tohumini.tr.gg/);</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>7.      Yunanistan’da geleneksel çeşitlerin korunması ve yaşatılması için 15 senedir faaliyet gösteren Peliti grubunun, 3 Mayıs 2008’de senelik ulusal tohum konulu panelleri, şenlik ve değiş-tokuş programına katıldık.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2) Devam eden faaliyetlerimiz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Balıkesir bölgesinde geleneksel ürünlerin satışı için başlattığımız yol kenarı standları çalışmamız devam ediyor. Aynı zamanda yerel yönetimlerle birlikte yerel pazarlarda geleneksel ürünlerin daha fazla yer alması konusunda yollar aramaya devam ediyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çiftçilerin isteği üzerine biri avukat, biri mali müşavir olan iki gönüllü tarafından; tarım arazileri, hayvancılık ve tohumculuk düzenlemeleri gibi konuları işleyecek “tarım hukuku” başlıklı bir eğitim hazırlıyoruz. Henüz taslak olan bazı yasa değişiklikleri, 2008 senesinde yürürlüğe geçtiği takdirde eğitim programına eklenecek ve eğitim içerği tamamlanınca eğitimin 3 köyde yapılmasını planlıyoruz. Diğer köylerde yaşayan ve/ya eğitime katılamayan köylüler için eğitimlerin verildiği sırada en azından bir çiftçi, özel bir çalışma yapıp kısa zamanda bu eğitimi diğer köylere taşıyabilecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeşitli tarım teknikleri (aşı, tohum kullanımı) konularında bilgi paylaşımımız devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Köylüler arası tohum paylaşımı talepleri dernek tarafından desteklenmeye devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Günümüz köylülüğünün köy ekonomisi, kültürü, sosyo-demografik yapısı gibi konularda yaşamış olduğu zorluklar ve bunların olası çözümleriyle ilgili araştırmalarımız devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kurulma aşaması tamamlanan Balkon Bahçeleri projesi dernek ve gönüllüler tarafından yürütülmeye ve tanıtılmaya devam ediyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3) Proje çalışmalarına bir bütün olarak bakıldığında yapabildiğimiz tespitler:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>a. Geleneksel olarak üretilen ürünlerin, büyük kentlerde degüstasyon nitelikte (müşterisine yeni tatlar sunabilmek üzere mutfakta kullanılan malzemelerde yenilik ve kalite arayan) lokantalarda müşterilere sunulmasını istiyor, bunu sağlamanın yollarını arıyoruz. Geleneksel ürünler tedarik edildiği takdirde söz konusu lokantaların müşteri kitlesi, bu ürünler hakkında menü ve lokanta personeli aracılığıyla bilgilenebilir ve bunları arama alışkanlığı edinebilir. Geniş bir yelpazeye sahip olan geleneksel ürünler için bu çok önemli potansiyelin gerçekleştirilmesinin, tutarlı bir organizasyon sağlandığı takdirde mümkün olabileceğini düşünüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>b. Yabancı turistler açısından popüler olan yol kenarı standlarında ve yerel halkın düzenli olarak alış-veriş yaptığı haftalık semt pazarlarında, geleneksel ürünleri arıyor ve alıyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>c. Kâr gütmeyen satışlara destek girişimlerimiz hakkında: istenilen ürünlerin (haliyle geleneksel köy ürünleri) satışlarındaki başarı şansının daha önce olmadığı/alışılmadığı yerlerde talep yaratacak biçimde değil de, hafif müdahalelerle mevcut talepleri karşılama biçiminde gerçekleştirildiği takdirde daha yüksek olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>d. Çiftçi ailelerinin maddi durumu eski tohumların kullanımında önemli bir etken. Parasal durumu biraz daha iyi olan aileler, pazardan alınan hazır fideleri ve kullanımı kolay ve verimi yüksek olarak bilinen hibrit ve kimyasallı üretim sistemini tercih ediyor. Tarımsal ürünleri gittikçe artan bir biçimde hazır pazardan alma alışkanlığı, ailelerin maddi imkanına paralel olarak gerçekleşmekte.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>e. Doğrulanması gereken bir izlenim: köylere şebeke suyunun gelmesiyle birlikte; daha önce köy dışında olan tarlalardaki bahçecilik alışkanlığından vazgeçme eğilimi ve bahçelerin, kolay verilebilen suyun olduğu evlerin yanına alınması (avlularda veya arka kısımlarında). Bu durumda komşuların bahçeleri birbirine yakın veya yanyana olabilir,  bu da çeşitler arası karışıklıklara yol açabilir. Henüz verisi olmayan bir izlenim olarak daha fazla endüstri türleri, evlere bitişik olan bahçelerde gözlenmekte; tarlalardaki bahçelerde ise daha fazla eski çeşitler bulunmakta. Yani eski tohumlar, evlerden uzaktaki tarlalarda daha iyi korunuyor gibi görünüyor. Son on yılda suyun gelmesiyle birlikte bu bitki karışıklığına gösterilen ilgisizlik veya bilgisizlik, geleneksel bilginin nasıl unutulur olduğu adı altında araştırmaya değer bir mevzu. İncelemeye aldığımız 22 köyün yaklaşık yarısında şebeke suyunun olması, diğer yarısında olmaması; değişmiş, değişmemiş ve değişen gruplar olarak bu konunun araştırılması için elverişli bir alan. Daha geniş bir bakış açısıyla bakıldığında yapısı ve içeriği değişen aile bahçelerinin fiziki düzenlemeleri üzerinde su şebekesinin köye gelmesi gibi etkenler, tarımsal biyoçeşitlilikteki değişiklikler adı altında değerlendirilebilir ve böylece bu konu daha geniş biçimiyle bir araştırma alanı olarak ele alınmış olur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>f.  Özellikle ithal inek türleriyle yapılan modern hayvancılıkla beraber bir dizi tarımsal faaliyetin doğurduğu çevresel tahripler ve etkilerin sonucunda çocukluk iş/eğlence türlerinin ve mekanlarının büyük bir kısmının yok olması, çiftçiyi psikolojik açıdan problemli bir duruma düşürmekte. “Ekmek kavgası” olarak nitelendirilen tarımsal faaliyetlerin doğal çevre bozukluklarına günbegün tanık olması zaman içinde eski günlerin geleneksel çevre korumacılık kültürünün ve ahlakının unutulması ve bozulması çevreye karşı artan bir yorgunluk ve ilgisizliğe sebep olmakta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>g. Geçimlik üretim, türler ve hacimler olarak ailenin tahmini senelik tüketimine göre yapılıyor. Buna paralel olarak bahçelerden fazla ürün çıksa dahi bu ürünler satılmıyor, komşulara veya hayvanlara veriliyor. Bunun temel nedenlerinin çiftçinin gündelik alışkanlıkları (satıcılık yapıp yapılmaması) ve adetler/kültür (aile bahçelerinden çıkan ürünlerin satılmasına ayıp olarak bakılması) olduğunu düşünmekteyiz. Geçimlik tarımda görülen bu “ihtiyaçtan fazlasını aramama” yaklaşımının, “sürdürülebilir tarım” modellerine önemli bir örnek teşkil ettiği için değerlendirilmeye değer olduğunu düşünüyoruz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>h. Günümüzün köylerinin gündelik hayatında, sosyoloji literatüründe geçen “toplumsal alan” denilen alanda bir dizi alışkanlık ve pratik kaybolmaktadır. Geleneksel köy hayatında ev-dışı ve ev-içi olan yaşam mekanlarının iç içe olarak yaşanması ve her türlü gündelik faaliyetin büyük oranda ortakça yaşanması yerini, aile fertlerinin kısıtlı eviçi yaşam biçimine bırakıyor. Bu süreç sonrasında bireyselleşme, yalıtımlaşma ve durgunlaşma gözlemleniyor. Bir zamanlar ortak olarak yapılan işler gittikçe tek kişiler veya akrabalık bağı olan küçük gruplar halinde yapılıyor. Makineleşmiş, tarım teknolojilerine dayalı tarım sistemleriyle geleneksel ortak tarım faaliyetleri azalmakla beraber kazanılan zaman ile evler içinde televizyon seyretme alışkanlığının yarattığı izolasyonun bir sonucu olarak, gençler arası “kur” adetleri gibi temel işlevler bile sorun haline geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4) Proje faaliyetlerinden edindiğimiz yeni bakış açıları:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Biyoçeşitliliğin kendisi, ortamsal faktörlerden arındırılmış olarak ele alındığında, aslında bunları halen yaşatan çiftçi faktörünün gerçek anlamı ve önemi yeterince kavranılmıyor, gündeme gelmiyor. Modernleşme sürecine ayak uydurmadığı/uyduramadığı düşünülen çiftçinin, “geleneksel” olan her şeye şüphe ve mesafe ile baktığı/bakmaya çalıştığı için eski tohumlarına ve tarım/yaşam alışkanlıklarına ve bilgilerine karşı bağları kırılgan.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Balıkesir yöresinde geleneksel çeşitlerin varolma koşulları hakkında edindiğimiz tespitlere göre biyoçeşitliliğin devamı için tohumun kendisiyle birlikte ve belki de daha önemlisi bunu yaşatan insan profiline öncelik verilmesi, yönlendirici bir prensip olarak ortaya çıkıyor. Hedef bu olunca, genetik kaynaklar, olmuş bitmiş bir olgudan çok bir potansiyel olarak ortaya çıkıyor ve çiftçinin elinde seleksiyon yoluyla değişen iklimsel, coğrafi, kültürel (v.s.) etkenlere uyum sağlamasına yardımcı olacak bir gıda kaynağı potansiyeli niteliği taşıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir kere hedef, tohumları yaşatan insan faktörünün güçlendirilmesini sağlamak olunca, toplanacak olası her türlü bilginin, bu hedefe hizmet edecek nitelikte olmasının önemi daha net görülüyor. Bilgi toplama çalışmaları bu bağlamda, bu bilginin çiftçinin yaşamında doğrudan fark yaratacak bir niteliğe sahip olup olmaması ölçüsüne göre değerlendirilebilir. Kısaca proje çalışmalarımızdan çıkan tespitlerin en önemlilerinden biri, hacim ve çeşit olarak geleneksel biyoçeşitliliği en çok yaşatan insanın, çoğu defa yoksul, geçimlik tarım yapan çiftçi olmasıdır. Çiftçinin tohumları da onun hayatta kalmasının, sağlıklı bir biçimde ve mesleğinden gurur duyarak yaşamaya devam etmesinin ön koşuludur. Ayrıca bilgilerin ve tohumların paylaşım yollarının hobist vb. insanlarla geliştirilmesi her geçen gün önem kazanmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Proje çıktısı olarak düşündüğümüz yukarıdaki düşünceleri belirttikten sonra “benzer proje tasarlayan veya yürüten diğer kuruluşlara ne gibi önerilerde bulunabilirsiniz” sorusuna şöyle bir cevap hazırladık: yerelde tohumun yaşatılması konusunda Yunanistan’da, İspanya ve belli başlı diğer ülkelerde örnek gösterildiği gibi amatör ve hobistlerin rolü belirleyici olabilir. Ülke üzerinde yerel STKlar, çevre köyleri yoğun olarak ziyaret ederek tohum ve çiftçi zenginlikleriyle tanışabilir, bunların hakkında bilgi birikimine sahip olabilir. Yerel yönetimlerin desteğiyle festival, bayram, anma günleri gibi topluma açık her türlü etkinlikte geleneksel ürünlere yer verilerek bu ürünlerin çeşitli şekilde tanıtılıp özendirilmesi sağlanabilir. Toplanan eski tohumlar eş-dosttan başlayarak kardeş kurumlar ve diğer yerel gruplarla kampanyalar veya internet sitesi aracılığıyla sürekli olarak paylaşılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=193</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Balkon Bahçeleri Projesi</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=191</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=191#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:14:12 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=191</guid>
		<description><![CDATA[Balkon Bahçeleri projesinin üç ana amaçla yola çıktı: Bir, şehirli vatandaşlarımıza eski tohumlarımızın değerleri ve meyveleriyle buluşturmak; iki, bir bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Balkon Bahçeleri projesinin üç ana amaçla yola çıktı: Bir, şehirli vatandaşlarımıza eski tohumlarımızın değerleri ve meyveleriyle buluşturmak; iki, bir bir topraklarımızdan silinen atadan kalma tohumlarımızın yetiştiricilerini çoğaltmak ve üç, bahçıvanlık ve bitki sevgisi olan şehirli vatandaşlarımızın kendi yaşadığı mekanda bu faaliyette bulunmasını desteklemek, eski tohumlarımızı paylaşarak çabalarını zenginleştirmek. Ve biraz da bu mesajı yaymak için: atalarımızın bize bıraktığı tohumlarımızın devamı ve hayatta kalması tohum emanetçilerinin bunlara taşıdığı sevgiye bağlı&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Projeye Kimler Katılabilir?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ekilecek tohumun tekrar tohum verene kadar olan süreçte bitkinin bakımı ve tohum almada titizlik göstermeye hazır olan; projenin prensiplerini benimseyen tüm insanlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Katılmak için&#8230;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Geleneksel tohumlarımızı seven, bunları yaşatmak için özenle ekip yetiştirmeye hazır olan şehirli emanetçilerimizin dikkatlerini bazı temel hususlara çekmek isteriz.</p>
<p>Sitemizde, bitki yetiştiriciliği, ayrı cinslerin bakım açısından bazı ayrıntılar, daha sonra da tohumun nasıl alındığı konularında temel bilgiler verilmekte ve umudumuz, bunların katkılarınızla sürekli zenginleşmesi. Kendi veya anne-baba, eş-dost çevresinde bahçıvanlık tecrübelerini ve katkılarını bize yazarak aktarmalarınızı tüm yetiştiricilerinin yararlanacağı (çorbada hepimizin tuzu olsun)… Ricamız, verilen bilgilere göre sağlıklı bitkileri yetiştirilmede titizlik gösterilmesi ve tohumları sağlıklı bir şekilde elde edilmesi. Sonra, atalarımızın tohumlarını yaşatmak isteyenlerden aşağıdaki tedbirleri almalarını rica ediyoruz:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Web sitemizdeki bilgilerden yaralanarak bitkilerinizin tohumları alınıp kurutulduktan sonra, yukarıdaki “Projeye Kimler Katılabilir” prensiplerini kabul eden ve aşağıdaki formu doldurup derneğimize ulaştırmayı kabul eden bir-iki komşu, arkadaş veya ilgi duyan başka birisine bir miktar tohumun verilmesi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Elinizde kendi ihtiyacınızdan fazla bir tohum miktarı kalırsa bu durumu derneğimize bildirilmesi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bitkinin nasıl geliştiği, ne büyüklüğe vardığı, genel görünümü, rastlanan hastalık/böcek vakaları, kullanılan toprak ve toprak işlenmesi, ürün verme süreci ve miktarı, tadı, kokusu, büyüklüğü v.s. özellikleriyle ister özetle ister sayfalarla derneğimize yazarak iletilmesi. Bunları sitemizde “başkaların saksıları acaba ne oldu” diye merak eden tohum emanetçileriyle paylaşılacak. Mümkünse ürünü olduğu zaman (belki de yetiştiricisiyle yanındayken!) 1-2 fotoğraf çekilmesi ve bize iletilmesi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><br clear="all" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=191</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>“Türkiye’nin Tarımsal Biyoçeşitliliğinin Korunması için Tohum Ağı” Projesi</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=186</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=186#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:11:25 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=186</guid>
		<description><![CDATA[Projeyi yürüten Kurum: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Projenin dönemi: Ağustos 2007 – Mayıs 2008 &#160; PROJE ÖZETİ Ülkemizin sahip&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Projeyi yürüten Kurum: Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği</p>
<p>Projenin dönemi: Ağustos 2007 – Mayıs 2008</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>PROJE ÖZETİ</p>
<p>Ülkemizin sahip olduğu biyolojik ve kültürel çeşitliliğin zenginliği artık hemen her yerde karşımıza çıkmaktadır. Çeşitliliğin bu iki parçasının; biyolojik ve kültürel paydaşlarının bileşkesi olan bir başka çeşitlilik de tarımda kullanılan bitki çeşitlerinin çeşitliliğidir. Tarımsal genetik kaynaklarımız gerek tarımda mono kültürleşme süreçleri, gerek kırsal nüfusun azalması ve gelenekleri bırakması gerekse de doğal değişim (iklim değişikliği gibi) süreçleri nedeniyle ciddi oranda yol olmakta, azalmakta ve bırakılmaktadır. Proje, Türkiye’nin sahip olduğu tarımsal biyolojik çeşitliliğin korunmasını ve devamlılığının sağlanmasını hedeflemektedir.</p>
<p>Tohum, yeryüzündeki canlılığın en temel taşı olma özelliği ile ekonomide çok kritik bir öneme sahiptir. Bu nedenle gerek tohum konusunda ki resmi ve hukuki düzenleme ve yaptırımlar, detaylı araştırmalar olsun gerek tohumların kullanıcıları, bu kullanıcıların örgütleri, gerekse ticareti ile ilgilenenler olsun, çok uzun bir süredir üzerinde ciddi şekilde çalışılan bir konudur. Ancak bu tarafların bütünü arasında bilgi akan bir ağ, düzenli bir iletişim bulunmamakta ve ihtiyaçları bilinmemektedir.</p>
<p>Proje’nin süresi sonunda ulaşmak istediği hedef, Türkiye’de kültürü yapılan yerel bitki çeşitlerinin ve köylü çeşitlerinin tohumlarının korunması ve sürekliliği konusunda çalışma yapan kişi, kurum ve kuruluşlar arasında eşgüdüm ve işbölümü yaratmak üzere işleyen bir tohum ağının kurulması” dır. Proje;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ülkemizin yerel bitki çeşitleri ile ilgili çalışma yapan tarafları (Türkiye’de yerel bitki çeşitleri ve köylü çeşitleri ile ilgili çalışmalar yürüten Resmi Kurumlar, araştırma kurumları, sivil inisiyatifler, kişiler, platformlar, ticari kuruluşlar ve çiftçiler ile çiftçi örgütleri) ve bu tarafların konuyla ilgili yaptığı çalışmaları araştıracak, derleyecek,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tarafları bir araya getirecek bir toplantı düzenleyecek, bu yolla tarafların birbirlerini tanımaları  sağlayacaktır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Proje sorumlusu: Melike Hemmami (Proje Koordinatörü)</p>
<p>Kuruluş sorumlusu: Güneşin Aydemir (Yönetim Kurulu Üyesi – Proje Direktörü)</p>
<p>İletişim: Telefon: 0 312 468 86 99  Eposta: melike@bugday.org; gunesin@bugday.org</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu Proje Birlemiş Milletler Kalkınma Programı, Küresel Çevre Fonu, Küçük Destek Programı tarafından desteklenmektedir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p><br clear="all" /></p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=186</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupa’nın genetik boşluğu</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=184</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=184#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:10:24 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=184</guid>
		<description><![CDATA[Avrupa Birliği’nin genetiği değiştirilmiş ürünlere yaklaşımının özeti: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.” Nıvart Taşçı nivartt@gmail.com &#160; Yeşil renkli&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Avrupa Birliği’nin genetiği değiştirilmiş ürünlere yaklaşımının özeti: “Bu ne perhiz, bu ne lahana turşusu.”</p>
<p>Nıvart Taşçı</p>
<p>nivartt@gmail.com</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Yeşil renkli alan ve noktalar, Avrupa&#8217;da genetiği değiştirilmiş organizmaların (GDO) tarımına izin verilmeyen bölgeleri gösteriyor. Kamuoyu araştırmaları, Avrupalı tüketicinin GOD ürünlerini giderek daha fazla kabullendiğini gösteriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupalıların genetiği değiştirilmiş organizmalara (GDO) gösterdiği direnç, üreticiler ve araştırmacılar üzerinde etkisini göstermeye başladı. Almanya’nın Baden-Württemberg bölgesinde bulunan Nürtingen-Geislingen Üniversitesi’nde sürdürülen GD mısır çalışmaları, ürünlerin ekili olduğu alanların aktivistlerce işgali ve halktan gelen yoğun baskı üzerine durduruldu. Yerli halkın eylemcilere yemek ve battaniye götürmesi, “Monsanto Üniversitesi” olarak adlandırılan Nürtingen-Geislingen’in rektörünü söz konusu kararı almaya mecbur etti. Çalışmaları durduran diğer üniversite ise Max Planck Bitki Üretim Araştırma Enstitüsü. Enstitüde görevli araştırmacılardan Heinz Saendler’a göre “Almanya’da sürdürülen GD tohum araştırmalarının geleceği karanlık.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa’daki GD tarım ürünlerine ilişkin denemelerin üçte biri Almanya’da gerçekleştiriliyor. Ülkede, GD karşıtlarının çabaları etkili olsa da genel durum çok umut verici değil. Çünkü gıda devlerinin baskısı, GDO karşıtı mevcut yasaların hayata geçmesini zorlaştırıyor. Yasalar, yeni uygulamalarla deliniyor. Üreticilerin yasalar tarafından kollandığı bir sistemde sivil itaatsizliğin çok daha sıkı biçimde örgütlenmesi, ısrarcı ve uyanık olması gerekiyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa, GDO’yu kabulleniyor</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa’nın en büyük mısır üreticisi Fransa, geçici bir süreliğine GD tohum ekimini durdurdu. Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin girişimiyle çevre sorunları üzerine, 2007 Ekim’inde düzenlenen “Grenelle de L’environnement” toplantısının sonunda alınan bu şaşırtıcı kararın yanı sıra, biyoteknoloji araştırmalarına 45 milyon avro ayrılacağı açıklandı. GD karşıtı gözüken benzer durdurma talepleri İtalya, Avusturya ve Almanya’dan da geldi. Söz gelimi Avusturya hükümeti, Monsanto’nun ürettiği MON 810 GD mısırın ve Bayer’in ürettiği T25 GD mısırın ekimini yasakladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aslında Avrupa, tüm dünyadaki GD ürün ekiminin çok küçük bir yüzdesini gerçekleştiriyor. ISAAA (International Service for the Acquisition of Agri-Biotechnology Applications) verilerine göre tarımsal ticari GD üretiminin yüzde 96’sı ABD (yüzde 59), Arjantin (yüzde 20), Kanada (yüzde 7), Brezilya (yüzde 6) ve Çin (yüzde 4) olmak üzere beş ülkede sürdürülüyor.Avrupa’daki GDO üretimi ise İspanya, Romanya, Almanya ve Fransa arasında paylaşılıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa Birliği ülkeleri, Avrupa Besin Güvenliği Ajansı’nın (EFSA) kullandığı değerlendirme yöntemlerinin gözden geçirilmesi ve revize edilmesini talep ediyor. Araştırma enstitülerinde de benzer eğilimler var; birinci nesil GD tarım ürünler giderek rafa kaldırılıyor. Nitekim, Ulusal Fransız Tarım Araştırma Enstitüsü (INRA), ırk ve genetik çeşitliliğin korunması için, yeni nesil tohumların üretiminde kullanılan “ebeveyn tohumların işaretlenmesi” yönteminin (marker-assisted selection) uygulanacağını açıkladı. Bu örneklere bakıldığında, Avrupa Komisyonu’nun GDO’lara karşı sivil eylemleri ve tepkileri dikkate aldığı düşünülülebilir. Fakat tablonun geneline bakıldığında, durumun çok daha farklı olduğu görülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kamuoyu araştırmaları, Avrupa’daki tüketicilerin yüzde 40’ının GD ürünlere karşı olduğunu ortaya koyuyor. Oysa dört yıl öncesinde bu oran, yüzde 70’ler civarında seyrediyordu. Görünen o ki, muhalif seslerdeki artışa rağmen Avrupalı tüketici GD ürünlerini mutfağında görmekten her geçen gün daha az rahatsız oluyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Peki, bu ürünlere kısıtlama getirilmesine rağmen tüketim nasıl oluyor da artıyor? Politikacılar, gerçekten de toplumsal muhalafete kulak veriyor mu?</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ekim yasak, satış serbest</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa Komisyonu’nun genel temayülü birinci nesil GD ürün ekiminin engellenmesi, fakat satışının serbest bırakılması yönünde. Nitekim komisyon, Avusturya’nın GD ürünlerin ekimini durdurma kararına karşı gelmedi. Fakat aynı hükümetin satışları durdurma kararını engelledi. Benzer şekilde Avrupa Çevre Komisyonu’ndan Stavros Dimas, komisyona sunduğu son öneride dünyanın en büyük on üreticisi içinde yer alan Syngenta ve Dupont şirketlerinin ürettiği GD mısırların ekilmemesini talep etti. Fakat o da, söz konusu tohumların satışının engellenmesini istemedi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Monsanto ve muadili gıda tekellerinin “agresif” uygulamalarından ve yarattığı mecburiyetlerden kaçınan Avrupa Komisyonu aslında, yeni nesil GD tohumlara yatırım yapan Avrupalı tohum şirketlerine yer açmaya çalışıyor. Zombi tohumlar (filizlenmeyi durduran ve belirli koşullarda harekete geçiren bir gene sahip tohumlar) veya Exorcist teknolojisiyle (tohumun çiçeklenme aşamasından evvel eklenen gen geri çıkarılabiliyor, böylece besin haline gelen tohum ‘GD değildir’ şeklinde etiketlenebiliyor) üretilen tohumların çevreyle uyumlu olduğu ve doğal tohumlarla birlikte ekilebileceği ileri sürülüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Tüketici, ne yediğini bilmese de olur”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İthalatına izin verilen GD ürünlerin başında hayvan yemi olarak kullanılan tohumlar (nasıl olsa tohumu yiyen hayvanın tüketicisine bundan bahsetmek gerekmiyor) ve endüstriyel amaçlara (biyoyakıt gibi) hizmet eden tohumlar geliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tüketicinin reddettiği ürün yelpazesinin neyle dolduralacağı meselesine gelince… Gen ekleme-çıkarma yöntemlerinin dışında kalan, aslında DNA’ya müdahale anlamına gelen, fakat “geleneksel bitki üretim yöntemleri” kategorisinden her ne hikmetse çıkartılmamış olan birçok yeni biyotenoloji yöntemi mevcut. (Mutagenez ve füzyon, bu yöntemlerden sadece ikisi.) Denetim zorunluluğu, ticaret, ekim ve etiketlemede özel şartlar gerektirmeyen bu yöntemler, GDO’lara ilişkin tanımlamalardan sıyırdığı için GDO’dan kaçınan tüketicinin midesine rahatlıkla indirilebiliyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Uluslararası şirketler, tüketicinin mutfağına, yerel üretici için sağlanan haklardan faydalanarak giriyor. Çünkü yukarıda bahsettiğimiz, tohumların genleriyle oynanmasına imkan veren tekniklerle yetiştirilen tarım ürünleri, PBR (Bitki Üreticileri Hakları) yasasına göre geleneksel üretimle aynı keyfeye konuyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gelgelelim, PBR mevzuatına dahil olmak, büyük üreticilerin çok önemli bir eşiği daha aşmasına olanak veriyor. Mevcut patent yasası, tüketicinin, bitkinin üretiminde kullanılan yöntemden haberdar edilmesini zorunlu kılıyor. Oysa PBR kapsamında üretim yapan yerel üreticiler, bu zorunluluktan muaf tutuluyor. Uluslararası şirketlerin PBR’ye dahil olması, onları, tüketiciye açıklama yapma zorunluluğundan da kurtarıyor. Üretim yöntemi veya kullanılan varyetenin nereden geldiği gibi bilgileri vermek durumunda kalmıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şirketlerin niyeti başka</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Avrupa kamuoyunun GD ürünlere karşı gösterdiği muhalefet, işin sanayi boyutunu da yansıtmıyor. Dünyanın en büyük altı tohum firmasından dördü Avrupa menşeili. İsviçreli Syngenta ve Alman kökenli Bayer CropSciences’ın GD sanayindeki varlığı, GD tohum piyasasına hükmeden ABD’li Monsanto ve DuPont kadar eskiye dayanıyor. Amerika’nın yeni rakipleri olarak ortaya çıkan ve GD piyasasının genişlemesi için lobi faaliyetlerini aralıksız sürdüren bu şirketlere çok yakında Fransız Vilmorin ve Alman KWS de eklenecek. Birinci nesil GD tohumların rafa kaldırılmasını fırsat bilerek GD piyasasına yeni ürün ve teknolojilerle girmeye hazırlanan bu şirketlerden Vilmorin, Türkiye’yi özellikle ilgilendiriyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Gıda devi Limagrain Group tarafından kontrol edilen Vilmorin, GD araştırmalarını, maliyetin daha düşük, düzenlemelerin daha gevşek ve muhalefetin daha az olduğu Kuzey Amerika ve İsrail’de gerçekleştiriyor. İsrail’de Sanayi Bakanlığı tarafından desteklenen GD araştırma projelerinde Vilmorin’e aracılık eden kuruluş, ortaklık kurduğu Hazera Genetics adında bir biyoteknoloji firması.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye’yi doğrudan ilgilendiren bölüme gelince: Hazera’nın Türkiye temsilcisi Hazera Tohumculuk bu günlerde Akdeniz Üniversitesi Ziraat Fakültesi ile ortaklaşa bir proje düzenliyor. Hazera Trophy başlığını taşıyan projede, Türkiye’deki tüm ziraat fakültesi öğrencilerine ellerindeki yerel tohumları, her türlü bilgiyi içeren bir rapor eşliğinde kendileriyle paylaşmaları çağrısı yapılıyor. Karşılığında verilecek bilgisayarlardan, beş yıldızlı otel tatillerinden bahsedilmiş fakat bu tohumların ne amaçla, sebze tohumunda 345 milyon avro satış ciroyla dünya ikincisi Vilmorin’e teslim edildiği belirtilmiş değil. Oysa tahmin etmek de çok güç değil…</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.medyakronik.com/haber/704/</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=184</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Avrupalı Köylü Tohum Ağı, Küresel Tohum Bankasını Sorguluyor:  Anahtarı Kimde Olacak?</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=182</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=182#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:04:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=182</guid>
		<description><![CDATA[(25 Şubat 2008) &#160; Tıpkı yüzyıllar öncesi korsanlarının yapmayı tahayyül ettikleri gibi, günümüzün en zengin insanları da toprak ve atalarımızın&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>(25 Şubat 2008)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tıpkı yüzyıllar öncesi korsanlarının yapmayı tahayyül ettikleri gibi, günümüzün en zengin insanları da toprak ve atalarımızın insanlığa ve çocuklarımıza miras bıraktıkları en kıymetli hazine—yani, tüm yiyecek çeşidinden tohumları—güvenli bir yerde gömmeyi planlıyorlar. Fakat bizim bilmediğimiz, bunları koruyacak zıhrlı kapının anahtarının kimde olacağıdır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Küresel Tohum Ambarı’nın açılışı, dünyanın en ücra köşelerinden biri olan, Norveç’teki Spitsbergen Adası’nda bulunan Svalbard’da 26 Şubat’ta gerçekleştirilecektir. Bu proje, dünyada var olan tüm tohum çeşitlerini bir depoda bir araya toplamak amacıyla ve Norveç Hükümeti, Global Crop Diversity Trust (Küresel Ürün Çeşitleri Vakfı), Nordic Gene Bank arasında varılan üç taraflı bir anlaşmanın sonucunda oluşturulmuştur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bill ve Melinda Gates Vakfı, Rockefeller Vakfı, DupontPioneer, Syngenta AG, Syngenta Vakfı ve Uluslar arası Tohum Federasyonu, dünya tohum endüstrisi lobi grupları vs. tarafından finanse edilen ve desteklenen vakıf, bu tohum bankasının faaliyetlerini finanse edecektir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>The Réseau Semences Paysannes (Avrupa’daki Köylü Tohum Ağı), çeşitli sebeplerden dolayı, özellikle bu insiyatif ile ilgili kaygılar taşımaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu tohum bankasını finanse eden çokuluslu endüstri kuruluşları ve şirketleri, bir yandan kendilerini bu tohum “koruma” projesinin içerisine hevesle atarken, öte yandan dünyanın genetik kaynaklarını tahrip etmek için gerekli tüm koşulları yaratırken:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1- Onlar, tüm gezegende, köylüleri çiftlikte üretilen tohumları muhafaza etme, kullanma, değiş-tokuş yapma ve satma haklarından yoksun bırakan kurallar dayatmaktadırlar. Tohum endüstrisi, köylüler tarafından seçilen tohumları, bedelsiz olarak tarlalardan aldıktan sonra bunları kendi “fikri mülkiyet”leri olarak göstermek üzere tasarlanmış genetik damgaları ile markalamaktadırlar. Bu kurallar aynı zamanda, “serbest pazar” adı altında, köylülerin kendi tohumlarını el değiştirmelerine peyderpey engel koymaktadır. Üstelik kurallar, köylüleri, satış için gerekli resmi kataloglarda kaydedilebilen yegâne tohumlar olan endüstrinin üretilmiş tohumlarını almaya zorlamaktadır. Pek çok ülkede, köylüler artık kendi hasatlarından yeniden tohum ekme haklarına bile sahip değiller.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2- Onlar, köylülerin artık hasatlarından tohumlarını tekrar ekememelerini sağlamak için, tohumları patentli genler ile markalamayı ve bu tohumları kısırlaştırmayı amaçlayan genetik teknolojilerini finanse etmek için milyarlarca doları harekete geçiriyorlar. Bu programların pek çoğunun gerçekleştirmeye çalıştığı çılgın fantezi, geleceğin tüm bitkilerini suni genlerden imal etmektir. Bu çağdaş korsanlar böylece, artık tohum bankasının anahtarına ihtiyaç duymama ve yalnızca, ambardaki tüm tohumların gen zincirlerinin haritalarının korunduğu bilgisayarın anahtarına ihtiyaç duyma beklentisi içerisindedirler.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3- Onlar, hizmetlerde ticaret özgürlüğü adı altında, hükümetleri ulusal tohum bankalarını finanse etmeyi amaçlayan kamu politikalarını terk etmeye zorlamaktadırlar. Basit bir biçimde çöpe atılmayan ulusal tohum koleksyonlarının çoğu, tarlalarından alınmış tohumlarını bulmak isteyen köylülerce anlaşılmayan, tohumların numaralar yoluyla listelendiği büyük uluslararası koleksiyonlarına eklenip kaybolmaktadır. Ayrıca koleksyonlar, daha sonra genetik mühendislik çalışmalarında kullanılmak üzere, genetik dijital versyonuna indirgenip bilgisayarlarda saklanmaktadır..</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4- Onlar, genetik olarak değiştirilmiş organizma (GDO) ve diğer ileri teknoloji tohum kültürünü küreselleştirmek amacıyla, saldırgan ticari stratejiler benimsemektedirler, dolayısıyla çiftlik tohumlarının çeşitliliğini tehdit etmektedirler. Ayrıca, patentli GDO’lar, kalmış olan tohum koleksiyonlarına, tohumların menşe topraklarına ve her çeşit ekinlere de sızmakta ve zamanla teker teker kendi genetik olarak değiştirilmiş organizmalarını bunlara da bulaştırarak kirletmektedirler. Böylece bir avuç çokuluslu şirket, köylülerin ekip biçme haklarını ve insanların kendi kendilerini besleme haklarını yok etmenin eşiğindedir. Onların genetiğiyle oynanmış tohumları kimyasal gübreler ve ilaçlar olmadan yetişemediği gibi, iklim değişikliklerine de uyum sağlayamazlar. Ancak tohumların tarlalarda ve köylüler tarafından üretilmesi ve seçilmesi, insan ve toprak sağlığını önemseyen bir tarzda bu sorunlarla başa çıkabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Réseau Semences Paysannes, uluslararası biyolojik çeşitlilik antlaşmaları uyarınca:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>- Her ülkenin, köylülerin tarlada üretilen tohumları muhafaza etme, kullanma, değiş-tokuş yapma ve satma haklarını kabul etmesini ve korumasını,</p>
<p>- Tohum bankalarına kilitlenen tüm tohumların, alındıkları ülkelere ve köylülere geri verilmesini ve korumacılıkta öncelik,çiftliklere verilmesini,</p>
<p>- Mevcut durumda bitki biyoteknolojisi araştırması üzerine harcanan paraların, köylü kadınların ve erkeklerin bioçeşitliliğin korunmasına ve yenilenmesine ve kendi toplumlarının gıda özerkliğine katkı sunmaya devam etmesine olanak sağlayan katılımcı yetiştiriciliği programlarına aktarılmasını talep eder.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Eğer tohum, bir ekin olarak yetişme olanağı bulamadan bir mağaraya kilitlenirse, bioçeşitliliğimiz yok olacaktır. Tohumlar, ancak eğer dünyanın dört bir yanında köylülerin topraklarında korunur ve geliştirilirse kurtarılabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.semencespaysannes.org/arche_noe_vegetale_qui_aura_clef_porte_115-actu_38.php</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=182</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>İspanya&#8217;dan tohum ağı temsilcilerinin ziyareti</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=180</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=180#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:03:53 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=180</guid>
		<description><![CDATA[İspanya’dan Tohum Ağı temsilcilerinin ziyareti (Mayıs 2007): Toprakana Platformu’ndan Levent Kartal ve Cem Birder’in notları &#160; &#160; &#160; Levent Kartal’ın&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>İspanya’dan Tohum Ağı temsilcilerinin ziyareti (Mayıs 2007): Toprakana Platformu’ndan Levent Kartal ve Cem Birder’in notları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Levent Kartal’ın notları:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Buğday Derneği ve Buğday Derneği üylerinden Hakan Kök’ün katkılarıyla İspanya tohum takası ağı Red de Semillas tan üç ziyaretçi tohum konulu bir çalışma için Türkiye’yi ziyaret ettiler. Çalışmada tohum saklama ve paylaşımı, tohum ağı oluşturma ve ekolojik tarım konuları konusunda İspanya’daki uygulamalar katılımcılara aktarıldı. Çalışmaya Red de Semillas’a bağlı Almaixera ve Ecollavors tohum takası ağlarından temsilciler katıldı. Çalışmada İspanya’daki tohum ağlarının nasıl oluşturulduğu, bu ağların nasıl geliştirilip yaygınlaştırıldığı, tohum saklama, üretimi, dağıtımı, takası, bilgi bankası oluşturma gibi geniş yelpazede konular ele alındı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Almaixera tohum ağından Emili Duran Llobet tohum ağlarına ait bilgi bankaları oluşturulmasının tohum saklamak kadar gerekli ve önemli olduğunu vurgulayarak tohum takas ağlarının en önemli görevlerinden birinin de yerel-atalık tohumlar hakkında bir bilgi arşivi oluşturmak olduğunu vurguladı. Her sene ulus çapında düzenlenen tohum takası buluşmasında (meclisinde) çiftçilerin tohum takası için toplandığını ve bu toplantılarda çiftçilerin yetiştirdikleri tohumlara ait bilgileri de paylaştıklarını söyledi. Böylece tohumların sadece fiziksel olarak korunması değil bu tohumlara ait bilgilerin genişletilmesi ve aktarımı da sağlanıyor. Takas ağlarına ekolojik ve geleneksel olmayan tohumlar kabul edilmiyor. Takas toplantılarında çiftçilerden tohumlarla ilgili bilgiler de toplanarak diğer çiftçilerle paylaşılmak üzere arşivleniyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tohum takas ağlarına katılmak isteyen çiftçilere kendileriyle ilgili bilgileri doldurmaları istenen bir teknik form, istediği tohuma ait karakteristik formu ve bir de tohum gozlem formu veriliyor. Teknik forma tarım yaptığı yer coğrafya ve ne tür tarım yaptığı, ne yetiştirdiği ve altyapısı gibi bilgileri doldurmaları isteniyor. Daha sonra eğer istediği bir tohum varsa bu tohumla ilgili bilgi (karakteristik formu) ile birlikte yetiştiriken yapacaği gözlemleri dolduracağı gözlem formu il birlikte tohum veriliyor ve kendisinin de vermek istediği tohum bu tohumun bilgileriyle birlikte alınıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Toplantılarda ekolojik tarım yöntemlerinin yanı sıra tohum saklama, üretme ve koruma yöntemleri ayrıntılarıyla tartışıldı. Her tohumun her sene en az üç çiftçi tarafından ekilmesinin tohumun geleceğinin teminat altına alınması açısından elzem olduğunu söylüyor Emili Duran. 3.  Tohum takasında amaçlanan sadece tohumun değiş-tokuşu değildir. İlgili tohumla ilgili bilginin, deneyimin, bilgeliğin de taraflar arası aktarımının gerçekleşmesi büyük önem taşır. Teknik ve fiziksel olduğu kadar, sosyal etkileşim de tohum takasının ana ögelerinden biridir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>a.  Tohumluklar hakkında:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>i.      Bir biri ile tozlaşma potansiyeline sahip (ve bu şekilde tohum niteliğini bozabilecek) farklı türlerin aynı tarla veya komşu tarlalarda ekimi tavsiye edilmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ii.      Çapraz tozlaşma potansiyeline sahip türlerin tozlşama farklı metotlarla kontrol altında tutulur. Örneğin: taşınabilir alçak tünel, çiçek torbalama.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>b.  Tohumların saklanması:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>i.      Tohumlar direkt güneş görmeyen alanlalarda, koyu renkli cam kavanozlarda saklanabilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ii.      Isı 5 ˚C, rutubet % 3 – 5 olarak sabitleştirilmelidir (buzdolabında saklanması uygundur).</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iii. Vakumlu ambalajlar dayanıklılık süresi açısından avantaj oluştursalar da, tohumun takas hareketliliği sebebiyle pratik olarak tavsiye edilmez.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iv. Kavanoz içine tülbent içinde iple bağlanarak sarkıtılacak silika jel granülleri ile rutubet uygunluğu takip edilebilir. Sarı uygun renk iken, mavileşme durumunda granüller değiştirilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>c.   Tohum bankası yapısı:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>i.      Yönetim ekibi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1.  Tohum bankası veritabanı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.  Toplantılar</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>a.  Meclis toplantıları yılda 1 kez yapılır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>3.  Tohumların bakımı (enfeksiyona karşı müdahaleler)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4.  Takas mekanizmaları (takip ve sürdürülebilirlik açısından, bir tohum çeşidinin en  az   3 çiftçi tarafından kullanımının sağlanması)</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5.       Bölgeler arası iletişim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Üye Çiftçiler,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1.       Tohumluk hazırlık</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.       Tohumların toplanması, saklanması ve bankaya verilmesi; takas</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>d.       Tohum bankası tarafınan hazırlanan tohum formları:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>i. Karakteristik formları: Tohum hakkında teknik bilgi sağlar. İlgili tohumdan elde edilen ürünün kullanım şekilleri (salata, yemeklik, turşuluk, vb) tarif edilir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ii. Çiftçi kayıt formu: Tohumu tedarik eden çiftçinin deneyimleri, tarıımsal işleme metotları, toprak özellikleri, sulama şekli, uygulamalar, vb hakkında bilgiler yer alır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iii.      İzleme formu: Tohumun gelişimi, bir sonraki hasat döneminde oluşan neticeler gibi gözlemler tohum meclisi tarafından harmanlanıyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>e.  Tohum bankaları ile sağlanan faydalar:</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>i.      Kendine yetebilirlik</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>ii.      Organik ve yerel tohumların değerlendirilmesi</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iii.      Köy ve şehirin her biri için tohumun öneminin farkındalığı</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>iv.      Okullarda öğrenci ve velilerle iletişim</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>v.      Festival organizasyonları</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>vi.      Güvene dayalı bir sistemin oluşumu ve sürdürülebilirliği</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4.  Tohum takasına esas teşkil eden tohumluk seçimlerinde kabul edilmiş kriterlere uymak toplumsal bir sorumluluk gerektirir. Gözardı edilecek kurallar ve teknikler, sonraki hasat dönemlerinde önemli kayıplara sebep olur, sağlıklı bir biyoçeşitliliğe zarar verir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5.  Ekolojik tohum, ekolojik tarım kavramları hukuki olarak “sertifikalı” olmak durumundadır. Ancak bizler bunun tamamen güvene dayalı olması gerektiğini savunuyoruz. Çünkü ekolojik sertifikalı bir ürünün bile, özellikle GDO’lu bir dünyada temiz olduğuna dair kesin bir garanti yoktur.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>6.   Tohum takası mekanizmasında çalışan çiftçiler, tohum dışında, ürün ve hizmet takasını da geliştirirler; paranın kullanımından ve bir ihtiyaç olmasından uzaklaşırlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tohumlar konusunda tavsiye edilecek bir kitap: Seed to Seed: Seed Saving and Growing Techniques for Vegetable Gardeners (Paperback) by Suzanne Ashworth (Author), Kent Whealy (Author). Amazon.com’da mevcuttur.</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=180</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Djerba deklarasyonu</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=178</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=178#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:03:26 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=178</guid>
		<description><![CDATA[2006 senesinde katıldığımız Akdeniz Bölgesi Köylü Tohum Platformu deklarasyonu. Platform, Avrupa Tohum Ağı (Semences Paysannes) ve Akdeniz ülkelerinden belli bir&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>2006 senesinde katıldığımız Akdeniz Bölgesi Köylü Tohum Platformu</p>
<p>deklarasyonu. Platform, Avrupa Tohum Ağı (Semences Paysannes)</p>
<p>ve Akdeniz ülkelerinden belli bir sayıda çiftçi grubu ve STK’dan oluşturulmaktadır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Akdeniz Bölgesi Köylü Tohum Platformu Djerba Deklarasyonu</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kasım 2006</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeviren: Hakan Arslan</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bizler, Gerek “köylü tohumlarının”* Akdeniz Havzası dolayında, hem ortak bir miras olması ve hem de kalite ve besinsel egemenlik açısından, gerekse de köylü tarıminin bunların korunması, saklanması ve değerlendirilmesi bağlamında taşıdığı öneme tümüyle vakıf olan,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Modern endüstriyel çeşitlerin ve transgenler ile bunları çeşitliliğin orijinal kaynağını teşkil eden merkezlere yayma yönünde zorlamalar uygulayan tarım endüstrinin, geleneksel zırai sistemler ve çiftçilerin hakları üstünde sallandırdığı tehditlerin farkında olan,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tunus Hükümeti’nin, Tarım Bakanlığı nezdinde balıkçılıktan sorumlu Devlet Sekreteri olan Bay Aberrazak DAALOUL vasıtasıyla ifade etmiş olduğu, biyolojik ve tarımsal çeşitliliğin korunması yönündeki kaygıları tümüyle paylaşan,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5, 6 ve 7 Kasım 2006 tarihinde, Çevre ve Sürdürülebilir Kalkınma Bakanlığı, Tarım Kalkınma Bakanlığı, Tüketicileri Koruma Örgütü, Tunus Çiftçileri Ulusal Birliği (Tunus), BEDE, Köylü Tohumu Ağı, Toprakta Dayanışma örgütleri (Fransa), (İtalya) Latium Bölge Hükümeti ve de Napoli Bölgesi Hükümeti’nin (İtalya) desteğiyle, Sürdürülebilir Kalkınma Birliği (Médenine, Tunus) tarafından örgütlenmiş olan Köylü Tohumları Üzerine Akdeniz Buluşması’nın katılımcıları,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>1.  Beslenme ve tarıma tahsis edilmiş olan yetiştirilmiş bitkilerin çoğunluğunun orijinal çıkış noktasını teşkil eden —ki bu, geçmişin olduğu gibi, bugünün de gerçekliğidir— Akdeniz sahası çiftçi ve köylülelerin, kuşaktan kuşağa paylaşagelmiş olduğu ortak bir miras olan köylü tohumlarının korunması yönündeki taahüdümüzü teyit ettiğimizi;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>2.  Çiftçilerin, bölgenin köylü tohumlarının korunması, kullanılması, yeniden ekilmesi, karşılıklı değişimi, satılması değiş tokuş edilmesi ve kollanması bağlamındaki haklarının korunması gereğini temel aldığımızı; 3.      Tohumlar ve bitkiler, GDO’lar ve biyolojik kaynakların korunmasıyla ilgili düzenleyici çerçevelerin yaşama geçirilmesi yolunda, köylü örgütleri, tüketicileri koruma dernekleri ve biyolojik çeşitliliği koruma derneklerinin aktif katılımını güçlendirme ve pekiştirme irademizi;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>4.      Faaliyetlerimizi, duyarlılığın artırılması, eğitim, enformasyon, sivil toplumun ve bilhassa köylü örgütlerinin köylü tohumlarının korunması davasına aktif katılımının sağlanması yönünde sürdürme kararlılığımızı;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>5.      Köylü tohumları konusunda bir Akdeniz ağı inşaa etme fikrine desteğimizi</p>
<p>beyan ederiz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>* Tohumdan anlaşılması gereken, gerek tohum olsun, gerekse yumru, dikim için kesilmiş dal, aşı filizi veya bitkiler olsun, yeniden üremeyle ilgili olan her türlü materyaldir.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=178</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=176</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=176#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:02:52 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=176</guid>
		<description><![CDATA[Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, 1992&#8242;de Brezilya&#8217;nın Rio de Janerio kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Gelişim Konferansı&#8217;nda imzaya açılmıştır. Sözleşmenin 6.&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi, 1992&#8242;de Brezilya&#8217;nın Rio de Janerio kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler Çevre ve Gelişim Konferansı&#8217;nda imzaya açılmıştır. Sözleşmenin 6. maddesine göre: &#8220;Katılan her birim, kendi koşulları ve kapasitesi uyarınca :</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(a) Biyolojik Çeşitliliğin korunması ve sürdürülebilir kullanımı amacıyla Ulusal stratejiler, plan ve programlar geliştirmek veya mevcut strateji, plan ve programları bu amaçlara uyarlamalıdır,</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>(b) Mümkün ve uygun olduğu kadarıyla, biyolojik çeşitliliğin korunumu ve sürdürülebilir kullanımını ilgili sektörel ve dikey-sektörel plan, program ve politikalarla birleştirmelidir. &#8221;</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Türkiye&#8217;deki biyolojik çeşitlilik politikası:</p>
<p>Türkiye Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi&#8217;ni 1994 yılında Paris&#8217;te imzalamıştır. TBMM&#8217;de görüşülerek 11 Şubat 1998&#8242;de kabul edilen sözleşme uyarınca, 14 Şubat 1998&#8242;de Resmi Gazete&#8217;de 4340 sayılı kanun yayınlanmıştır.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.bcs.gov.tr</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=176</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
		<item>
		<title>Uganda Alışverişi: Tohumların alelacele özelleştirilmesi (2. bölüm)</title>
		<link>http://www.emanetciler.org/?p=174</link>
		<comments>http://www.emanetciler.org/?p=174#comments</comments>
		<pubDate>Mon, 05 Dec 2011 08:02:30 +0000</pubDate>
		<dc:creator>burcu</dc:creator>
				<category><![CDATA[Genel]]></category>

		<guid isPermaLink="false">http://www.emanetciler.org/?p=174</guid>
		<description><![CDATA[Ailen Kwa Cenova, 21 Şubat 2008 (IPS) Uganda Parlamentosu çok yakında, geçen yılın başlarında hükümet tarafından kabul edilen Bitki Türlerinin&#8230;]]></description>
			<content:encoded><![CDATA[<p>Ailen Kwa</p>
<p>Cenova, 21 Şubat 2008 (IPS)</p>
<p>Uganda Parlamentosu çok yakında, geçen yılın başlarında hükümet tarafından kabul edilen Bitki Türlerinin Korunması Yasa tasarısının ele alınacağı bir oturum yapacak. Eğer değişiklik yapılmaksızın geçerse, bu yasayla üreticilerin ve şirketlerin hakları sağlama alınırken, küçük çiftçilerin hibrid tohumları kullanarak yeni türler üretme, koruma ve değiş-tokuş etme hakları sınırlandırılacak.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Küçük çiftçilerle üreticilerin hakları arasında, işin doğası gereği bir çatışma var. Üreticilerin çoğu, araştırma kuruluşlarına para ödeyerek yeni hibrid tohum türleri üreten şirketler. Bitkilerin verimlilik, görünüş ve hastalığa karşı direnç gibi karakteristik özelliklerini geliştirmek için, suni olarak hibrid tohumlar üretiyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu üreticiler, pazarda tohumlarını satabilmek ve sahip oldukları tekel konumunu sağlama almak konusunda son derece hırslı ve istekliler. Onlar için, tohumlarının herhangi bir ticari kullanımının yasalarla engellenmesi çok önemli. Bu yüzden, sıkı fikri mülkiyet yasaları için bastırıyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>İsminin açıklanmaması kaydıyla konuşan bir hükümet kaynağına göre, Monsanto gibiler de dahil olmak üzere tohum şirketleri, bu tür fikri mülkiyet yasaları için hükümet karşısında ciddi lobi faaliyetleri sürdürüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Şirketler, yerel pazarı ele geçirmek için ellerinden geleni yapıyorlar. Düne kadar çiftçiler için geleneksel tohumlar üretmekte olan Ulusal Tarımsal Araştırmalar Örgütü gibi resmi araştırma kuruluşları, şimdi tohum şirketlerinden aldıkları parayla, onlar için hibrid tohumlar üretiyorlar.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bazı yorumlara göre, Bitki Türlerinin Korunması Yasası için hazırlanan ilk taslaklar, üreticilerle çiftçilerin hakları arasında bir denge kurulmasına özen gösteriliyordu. Aslında taslak, eski Afrika Birliği Örgütü tarafından 1998’de kabul edilen ve çiftçilerin haklarından yana olan “Örnek Yasa”yı esas alıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu yasa, tohumların ticari olmayan, küçük çiftçiler tarafında bütün dünyada geçmişten bugüne uygulanagelen şekillerde korunması, değiş-tokuş edilmesi ve üretilmesi gibi hakları kapsıyordu.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Ancak, tasarı bu haliyle geçen yıl Şubat ayında Uganda Hükümeti tarafından ele alındığında bir kilitlenme yaşandı. Tartışmanın düğümlendiği nokta, çiftçilerin haklarıyla üreticilerin hakları arasındaki çizginin nereye çekileceğiydi.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bir haber kaynağının verdiği bilgiye göre, bu kilitlenme, bizzat Başkan Yoweri Museveni tarafından çözüldü. Bitki Türlerinin Korunması Yasasının tartışıldığı hükümet toplantısına katılan başkan, yerel toplulukları “doğal kaynakların üzerine oturup onlardan faydalanılmasını engellemekle” suçladı.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Dolayısıyla Museveni, tasarıdaki yerel toplulukların haklarıyla ilgili kısmın çıkarılması konusunda görüş almaya ve yönlendirilmeye ihtiyaç duymadıklarını hissetti.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Çeşitli merkezler tarafından, Uganda’da hibrid tohumların kullanımını yaygınlaştırmak için ortak ve birleşik bir çaba yürütülmekte. Geçen yılın başlarında, Rockefeller Vakfı ile Bill ve Melinda Gates Vakfı, Afrika’da Yeşil Devrim İttifakı’nı başlatmak için Uganda ve komşu ülkelere 150 milyon dolarlık bir bağışta bulundular.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Bu para, hibrid tohum araştırmaları, suni gübre tedariği, suyun idaresi ve bu tohumların yaygınlaşmasını kolaylaştırmak için gerekli ek hizmetler için harcanacak.</p>
<p>Bir hükümet kaynağına göre, ABD’nin Uluslararası Kalkınma Ajansı’nın, Uganda Tarımsal Üretkenlik Artırma Programı olarak bilinen projesi de, biyoteknoloji kullanımını da kapsayan, daha sıkı fikri mülkiyet yasalarının çıkarılmasını aktif olarak savunmakta.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tukundane Cuthbert, çiftçilere üretkenliklerini artırmalarında yardımcı olan ilave çalışanlardan birisi. Hibrid tohumlarla sunulan vaatleri ve bunun ardındaki tuzakları, ana hatlarıyla şöyle anlatıyor: “Hibrid lahananın yetişmesi sadece 3 ay alır ve sonra hasadı toplayabilirsiniz.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Bizim geleneksel türümüz ise 6 ayda yetişiyor ve yeniden ekim için toprağı nadasa bırakacak zaman kalmıyor. Hibrid lahanayla birlikte, bir sene içinde daha çok hasadımız oluyor.</p>
<p>“Ama tohum sadece bir defa kullanılabiliyor; hepsi bu kadar. Kendi geleneksel tohumlarımızı ise defalarca kullanabiliyorduk. Bunun anlamı şu, hibrid tohumları kullandığımız zaman, mevsimin sonunda yeniden tohum satın almaya mecbur kalıyoruz. Yoksullar ve pazara götürecek malı olmayanlar, yiyecek bir şey bulamıyorlar. Ya da borç olarak almak zorunda kalıyoruz ve bunun için teminat göstermek çok zor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hibrid tohumların verimliliği yüksek, ama gerekli teknolojiyi sağlayıp bakımını yapmaya gücümüz yetmiyor. Hükümetin, yerel araştırmacılara bu teknolojiye sahip olma izni vermesini diliyorum.” Cauthbert bunları söylüyor.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Aynı zamanda Caritas-Uganda için çalışan bir başka ilave işçi, John Kisembo ise hibrid tohumların mucizelerine daha da kuşkuyla yaklaşıyor. Caritas, yüz altmış iki Katolik inanç, kalkınma ve sosyal hizmet örgütünün oluşturduğu bir konfederasyon.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Kisembo şunları anlatıyor: “Biz, sürdürülebilirlik sorunu nedeniyle yerli tohumların kullanımını destekliyoruz. Bu tohumları on yıllar boyunca ekebilirsiniz ve hep filiz verirler.</p>
<p>“Bizim geleneksel türlerimiz, aynı zamanda daha dirençlidir. Bizim başa çıkmamız gereken sorun, çiftçilerin toprak idaresindeki uygulamalarını geliştirmek. Toprak iyi idare değerlendirildiğinde, geleneksel tohumlar iyi sonuç verir. Organik tarım ve hastalıkları kontrol etme yöntemleri üzerine yapılacak araştırmalara da ihtiyacımız var.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>“Hibrid tohumların tehlikesi, sadece suni (inorganik) olmaları değil, bunun gelişmesinin aynı zamanda diğer kimyasal girdilerin kullanılmasını da artıracak olması. Bu, bizim çiftçilerimiz için çok pahalı bir tarım yöntemi.”</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>Tasarı meclis tarafından onaylanırsa, üretici şirketlerin haklarının korunmasının sonucunda, hibrid tohumların piyasadaki mevcudiyetinin daha da artması kuvvetli bir olasılık. Bunun zamanla gelişmesi sonucunda, ülkenin ve bölgenin biyolojik çeşitliliğini ve kırdaki yoksullar için tarımın mali olarak sürdürülebilirliğini tehdit edecek şekilde, geleneksel tohumların belirli türlerinde kıtlık baş gösterecek.</p>
<p>&nbsp;</p>
<p>http://www.grain.org/bio-ipr/?id=535</p>
<p>&nbsp;</p>
]]></content:encoded>
			<wfw:commentRss>http://www.emanetciler.org/?feed=rss2&#038;p=174</wfw:commentRss>
		<slash:comments>0</slash:comments>
		</item>
	</channel>
</rss>

